...ne yoksulluk ne alçalma ne ölüm, kısacası Tanrı ile Şeytan'ın elbirliğiyle üzerimize yığabileceği hiçbir şey bizi ayıramayacakken, bunu sen kendi isteğinle yaptın. Senin kalbini ben kırmadım, onu sen kendin kırdın; kendininkini kırarken benimkini de kırdın.
Hem beni en çok bezdiren şey, bir yıkıntıya dönmüş bu beden, bu zindan. Bunun içine kapanıp kalmaktan usandım. Buradan kurtulup o pırıl pırıl dünyaya gitmeye, artık hep orada kalmaya can atıyorum. İstediğim, gözyaşları arasında orasını şöyle bir görür gibi olmak, sızlayan bir yüreğin duvarları ardından oranın özlemini çekmek değil. Gerçekten o dünyayla bir olmak, onun içinde olmak istiyorum.
"Kötüleri cezalandırmak Tanrı'nın işi; bizler bağışlamayı öğrenmeliyiz."
"Hayır, Tanrı bu işi yaparken, benim duyacağım zevki duymaz," diye karşılık verdi.
Corso hapishanenin caydırıcı gücüne inanmıyordu. Hapis cezası suçlunun içindeki ateşi söndürebilir miydi? Tam tersine... ölümcül arzuları bastırmak, daha ziyade bir sonraki patlamaya kadar onları bir şişeye kapatmak gibiydi.