Uyku mahmuru çıkan sesiyle bütünleşen bir tını vardı ve sözlere daha da derinlik katıyordu.
“Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince. Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince, Gün senden ışık alsa da bir renge bürünse, Ay secde edip çehrene yerlerde sürünse…”
“Hayatıma girdin canıma canan, yoluma yoldaş oldun.
Ve sana dair her şeyden korkmaya başladım. En çok da kaybetmekten”
"Kaybetmeyeceksin.”
“Güzel şeyler her zaman kaybedilmeye mahkûmdur.
'Ama ben onlardan biri değilim.”
“O zaman sesi kapatıyorum. Uyuduğuna tam olarak emin olduktan sonra kamerayı da kapatacağım.”
“Kapatma.”
“Hangisini?”
“Ne sesini ne kendini. Sana ait olan hiçbir şeyden beni mahrum bırakma. Uyusam bile…”