Bilerek ya da bilmeyerek o güne kadar korkuyu hep basit bir denklem olarak kabullenmişti: korku = bilinmeyen. Ve bu korkuyu yenmek için de sorunu basit bir cebir terimlerine indirirdi. Böylece: bilinmeyen = gıcırdayan döşeme, gıcırdayan döşeme = korkacak bir şey değildir. Modern dünyada bütün korkular bu denklemi kullanarak aşılabilirdi. Tabi bazı korkuların haklı gerekçeleri olurdu ama o ana kadar bazı korkuların insanın havsalasının ötesinde olduğuna, insanı neredeyse felç ettiğine inanmazdı. Bu denklem çözülebilir değildi. Bir adım atmak bile kahramanlık gerektirir hale gelmişti.
İnançlı kişiler olarak amma da ekip oluşturduk, diye geçirdi içinden Susan. Kitaplarla kafayı bozmuş yaşlı bir öğretmen, çocukluk kabuslarını saplantı haline getirmiş bir yazar, korku filmleri ve dergileriyle vampir efsaneleri konusunda lisans yapmış bir oğlan çocuğu... Ve ben? Gerçekten inanıyor muyum buna? Paranoyak fanteziler bulaşıcı mı oluyor?