Eleştiriyi ölü, verimsiz, zaman aşımına uğramış bir şey olarak düşünmek çok yanlış. Kritiğin böyle algılanmasının yaygınlaşmasını Bay Hitler ister. Gerçekte ise eleştirel tutum, tek verimli olan, insana özgü olandır. Eleştirel tutum, işbirliği, ileriye yöneliş ve yaşam demektir. O olmadan sanattan gerçek tat alınamaz.
Mitolojik ve de kehanet ögesi ilk olarak tabii henüz gizliden gizliye bugünü işleyen romanlarda mesela Dostoyevski’de kendini gösterir oldu, ve ancak 20.yüzyılda tamamiyle gelişip serpilinceye kadar da epey zamana gerek duydu. Çünkü daha Dostoyevski’de mevcut olan insanlar dünyasının baştan yeniden kurulmasını, kısacası yeniden yaratılışı isteyen genel değerler çöküşü ancak 20.yüzyılın korkunç olayları sonucunda gerçekten dünya egemenliğine ulaştı.
Her devirde edebiyatın isabetli önsezgilerle dolu olduğunu görüyoruz, bunun da sebebi eldeki verilerin doğru bir biçimde kavranmış ve değerlendirilmiş olmalarıdır.
Geçmiş dönemlerde ve farklı şartlarda yaratılan sanat eserleri nasıl oluyor da bize hâlâ bir mesaj iletebiliyor? Gerçekten de bu eserler bize bir şeyler ifade ediyor; tıpkı günümüzün eserleri gibi onlar da bizleri etkiliyor, hatta bazıları daha bile fazla etkiliyor, aksi hâlde onlara dönüp bakmazdık. Bu eserler zamanında bizler için yaratılmışlar.