“Kökenimiz saydığımız bir ülkeyle ilgili bilgileri Wikipedia’dan araştırmak zorunda kalıyorsak burada belki de bir sorun vardır.”
Cezayir’den Fransa’ya göç eden bir ailenin üç kuşağının anlatıldığı bir roman Kaybetme Sanatı.
Ali, Hamid ve Naima. II.Dünya Savaşı’na katılıp kahraman olan Cezayir Savaşı’nda ise bir haine dönüşen Ali.
Cezayir’de doğmuş fakat daha çocukken Fransa’ya göç etmek zorunda kalan Hamid.
Köklerini arayan Naima.
Roman Naima ile açılıyor, onun yalnızlığı, karamsarlığı, mutsuzluğu, arayışıyla Cezayir’e dönüyoruz.
1830 yılında Fransa Cezayir’i ele geçirir, 1930’da sömürgeleştirmenin 100. yılında belki de kutuplaşmalar başlar. 1940’lı yıllarda Ali, Fransız ordusuna katılır, savaşta Avrupa’da o cepheden bu cepheye sürüklenir. Bir kahraman olarak döner, Fransa’nın artık bir parçasıdır ne de olsa savaşta müttefiklerle omuz omuza çarpışmıştır. Savaştan sonra şansı yaver gider, toprak sahibi olur. Zenginliği ile saygın bir konumdadır. Erkek çocuk sahibi de olmuştur artık hayatının ters gitmesi için hiçbir sebep yoktur. FLN bağımsızlık savaşçıları Fransa’ya karşı bir mücadele başlatırlar. Bu durum Ali ve ailesi için bir tehdit oluşturur ve göç etmek zorunda kalırlar. Göçle beraber Hamid’in bölümü başlar, onun yaşadığı kültür çatışmasını, yabancı bir ülkede birey olma çabasını görüyoruz. Son bölümde ise Naima’nın günümüzde yaşadığı çelişkiler, korkular, kökenlerini arama düşüncesi yer alıyor.
Kahramanların olaylar karşısındaki tutumları çok başarılı bir şekilde anlatılmış. Ali’nin ülkesini terk edişini, mecbur bırakılışını, korkularını, geri bıraktıklarını çok iyi anlıyorsunuz. Eşi Yema’nın dilini bilmediği bir ülkede yaşamaya çalışması, Hamid’in ailesinin tercümanı olarak evin yükünü omuzlayışı, öte yandan kendini kanıtlamaya çalışması, yaşadığı ırkçılık çok