"Bunu öğren, kafana iyice sok, kızım," dedi Nana. "Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima , mutlaka bir kadını gösterir. Her zaman. Bunu hiç unutma Meryem."
Allah Raşit gibilerinin belasını versin desem acaba siteye uygun olmayan bir davranışta mı bulunmuş olurum. Kendini bir halt zanneden, güya İslam'ın kurallarına göre yaşayan ama gerçek olanı yaşamaktan çok uzak olan böyle insanların yaptıklarını okudukça yaşadığım öfkeleri, kalp sızlamalarını, sinirden elimi ısırışımı nasıl ifade edeceğimi, hangi cümlelerle anlatacağımı bilemiyorum.
Romanın konusu çoğu yerde geçtiği gibi, iki kadının hayatı; Meryem ve Leyla. Onların kaderi Raşit'in evinde buluşuyor ve başıma ağrılar girmesine sebep olan acıları yaşıyorlar o evde. Ülkenin hali sonra, savaş, kıtlık, yoksulluk. Kaç defa hayatın son basamağını geldiğini düşünüp de yeniden toparlanış, sevdiklerini kaybetmenin artık zaman geçtikçe olağan bir şey haline gelmesi ve insanların alışması. Acı...
Leyla ve Tarık'ın birkaç sayfalık çocukluk dönemindeki aşklarını, sonradan okuyacaklarımın beni üzeceğini düşününce beni etkilememesi için duygusuz bir şekilde okur geçerdim. Ama zalim gömleğini giyenlerin bir aşka yaptıklarını görünce yüreğim sızlamadan edemedi.
Afganistan'daki savaşların olduğu dönem bunları bilemeyecek yaştaydım. Sevdiğim bir aile üyesinin barış gücü olarak askerliğini neden Afganistan'da yaptığını anlayamayacak kadar da... Şimdi okuduğum bu romanda az çok taşları yerine oturtabildim. Ve hemen askerliğini o ülkede yapan kişiye bu romanı tavsiye edeceğim. Bir de ondan bu romanı yorumlamasın isteyeceğim.
Çok dağınık bi yorum yaptım ama değinmeden geçemeyeceğim. Küçük yaşta evlilik, görmeden tanımadan evlilik gerçekten üzücü, kabul edilemez bir şey. İnşallah böyle şeyler olmaz bir daha. Ama yanlış bilinen bir şey var ki o da bunun İslam'ın seçtiğini düşünenlerin olması. Yanlış maalesef. İslam dinine göre evlilik yapılmadan önce konuşulması, anlaşılması lazımdır. İslam'ı