"Nedir Türkiye'nin gerçeği?" Sorusuna verilmiş esaslı bir cevaptır bu kitap. Kuru tartışmalardan sıyrılmış, köye inmiş ve köye aynı zamanda dışarıdan bakan bir roman. Karakter seçimleri o kadar iyi yapılmıştır ki her kişi bir davanın temsilidir. Uzun uzadıya anlatılır ama tadını çıkarıp düşünmek istiyorum.
Evet, anlaşılır gibi değil... İnanılmaz bir şey... Yeşermedikçe sağlam bir çekirdek... Canlı olarak varolması hiç yeşermemesine bağlanmış... Savunması yeşermemek... Çünkü denemiş bin yıldır, yeşermesini önlemek için pusuda bekleyen güçler var. Bu güçler akıl almaz bir kıyıcılıkla en umutlu filizleri hemen ezer, tomurcuklanmaya yeltenen bütün kökleri imansızca söker. Çünkü onun da varoluşu, rahat yaşaması, bozkırdaki çekirdeğin yeşerip serpilmemesine bağlıdır. «Biz bize benzeriz» sözünün kaynağı bu TERS gerçek... Atasözlerimizi tararsak, tarihimizdeki olayların temel gerçeklerine inersek, yalnız Batıya değil, Doğudaki Araba, Aceme de pek uymayan garip özellikler buluruz. «Bozkırdaki çekirdek, yaşamasını YEŞERMEMEYE bağlamış» dedik. Yeşermek ortaya çıkmaktır. Bizimki kaçıyor, saklanıyor! Dünyanın her yerinde yiğitliğin biricik şartı DİRENMEKTİR. Bizde «Yiğitliğin on şartı var: Dokuzu kaçmak, biri hiç görünmemek...» Anadolu insanının MAL'la, hatta CAN'la olan tarihsel ilintisini, bu açıdan değerlendirmeli... Pasiftir Anadolu insanı... Yiğitlenilecek yerde kaçan, becerebilirse hatta hiç görünmeyen adam, niçin çok çalışsın, neden biriktirsin? Allahın malı olan topraklarda uğraşıyor binlerce yıldır, kiracı olarak... Ne demiş Frenk atasözü? «Toprağın varsa savaşın var» demiş... Toprağı yok ki savaşı olsun...