Beyhan Aral

Beyhan Aral
@Baral
Efruz’un Mektubu romanının yazarı, yüzlerce şiirin şairi Aral için yazmak, aynı zamanda bir yüzleşme ve varoluş biçimidir.
Çekmecedeki Mektuplar 1
Çekmecedeki Mektuplar – I (Gelecekteki Bana) Bu mektubu sana gönderip göndermeyeceğimi bilmiyorum. Belki hiçbir zaman bir zarfın içine girmeyecek. Adın yazmayacak o zarfın üstünde ve adresin. Belki de yıllar sonra çekmeceyi açan biri bu satırlara rastlayacak. Biliyor musun insan bazı sözleri söylemek için geç kalıyor. Bazılarını ise tam zamanında söyleyemediği için ömür boyu içinde taşıyor. Benim çekmecemde de söylenmemiş cümleler var. Her biri bir zamana ait, her biri bir kalp atışına. Bugün o çekmeceyi araladım biraz. Tozlu kâğıtların arasından bir ses yükseldi. Parmaklarım eski bir kâğıdın köşesine takıldı. Zamanın sabırla beklettiği sarmalda, sarıya dönmüş bir sayfa… Okumaya cesaret edemedim önce. Meğer bazı mektuplar birine ulaşmak için değil, insanın kendine dönebilmesi için yazılırmış. Belki bu da onlardan biriydi. Belki de bu yüzden elim titremeden yazabiliyorum şimdi. İnsan biraz da söyleyemediklerinden oluşuyor galiba. Yarım kalmış vedalardan, hiç gönderilmemiş mektuplardan, dilinin ucuna gelip de yutkunduğun cümlelerden. Sessizlik duvarlara tırmanırken gözlerim doluyor. Sessizlik… İnsan onu da taşımayı öğreniyor zamanla. Önce ağır geliyor ama sonra alışıyorsun. Nihayetinde anlıyorsun ki o sessizlik aslında kalbinin en dürüst haliymiş.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Tutunamayanlara Cevap
Tutunamayanlara Cevap Söylesene Oğuz Atay, ben düştüğüm yerde çiçek açarken sen neden tutunamadın? … Hangi kelime ağır geldi omuzlarına, hangi sessizlik büyüdü içinde bu kadar? Ben kırıldıkça kök salarken toprağa, sen neden her seferinde biraz daha eksildin? Yoksa tutunmak dediğimiz şey benim sandığım kadar güçlü bir şey değil miydi? Belki de sen, herkesin alıştığı o hayata hiç razı olmadığın için tutunamadın. … Ben yaralarımı sarıp yürümeyi öğrendim, sen yaralarının içinden konuşmayı seçtin. Ben hayata karıştım, sen insanların içine. Hangimiz daha çok kaldık şimdi? Ben miydim yaşamın içinde çoğalan, yoksa sen misin bir kitabın satır aralarında hiç eksilmeyen? …
Efruz’un Mektubu
“Sen benim gerçekleşmeyeceğini bildiğim en gerçek hayalimdin.”
Efruz’un Mektubu
“Şükrü Baba’nın mekâna gidip her zaman oturduğumuz söğüt ağacının altındaki masamıza geçtim. Meyhane dediysem; biraz salaştı Şükrü Babanın emektarı. Olup olacağı beş altı tahta masa, bir içki tezgâhı, küçücük bir mutfak ve dört duvardan oluşan bohem bir mekândı, ama güzeldi. İnsanların kederinden yıpranan isli perdeler miydi çekici kılan meyhaneyi bilinmez. Müdavimleri vardı, her gün gelen, “Elbet Bir Gün Buluşacağız” nağmelerinde demlenen. Buram buram biz kokuyordu anlayacağınız.”
Sayfa 61 - Mihenk Kitap·Kitabı okudu
Edebiyat Sefilleri
Acımasız bir çağın kalemleriyiz. Pespayeliğin alkışlandığı bir edebiyat çöplüğünde, susmayı değil, yanmayı göze alarak yazıyoruz. Çünkü biliyoruz; bu çağda kelime, anlamını yitirmek üzere. Herkes konuşuyor ama kimse söylemiyor, herkes yazıyor ama kimse okumuyor. Kitaplar okunmak için değil, sosyal medyalarda fotoğraf vermek için açılıyor. Cümleler derinlik için değil, takipçi devşirmek için kuruluyor. Şiir… en çok ihanete uğrayan kelime belki de. Ritmi yok, yarası yok, sesi yok ama altında yüzlerce beğeni var. Oysa şiir dediğin, insanın kendi içinden geçerken kanaması değil midir? Bir dizeyi yazabilmek için bir ömrü eksiltmek gerekmez mi? Ama sosyal platformlarda parası olanın şair, sesi çok çıkanın yazar sayıldığı ucuz bir panayır kurulmuş. Reklamlar alkıştan daha gür, samimiyet sessizlikten daha sahte. Ve herkes birbirinin aynasında çoğalan boşlukları övüyor. İtirazım var… Bu yapay kalabalığa, bu şişirilmiş övgülere, bu içi boş edebiyat nümayişine.