Yunan Dünyasının doğu kısmında, İyonyalılar kendilerini, Evrene ilişkin bir bilimsel açıklama getirme yönündeki ilk girişimlerin çekimine kaptırmış durumdayken, Batı'da Phytagorasçılar felsefe idealini, bir yaşam biçimi olarak ve felsefe birliğini de, bir tür dinsel düzen olarak kuruyorlardı; Sokrates'in büyük ardılları Platon ve Aristoteles, insan yaşamının sorunlarını ihmal etmedikleri gibi, her ikisi de, aynı zamanda içinde yaşadığımız dünya hakkındaki kurguyla ilgilendiler. Platon için gerçekte, insan ruhu merkezde bulunmaktaydı; ancak Aristoteles'te doğaya ilişkin, salt doğanın kendisi için, çıkar gözetmeyen araştırmadan alınan haz doruk noktasına ulaştı. Aristoteles bilimsel mizaca, herhangi bir başka Yunanlıdan çok daha fazla sahipti.
Guthrie,bu iki yaklaşımı değerlendirirken, antik Yunan düşüncesinin evriminde önemli bir yer tuttuklarını belirtir. Özdekçi yaklaşım, doğadaki her şeyin bir maddeyle açıklanabileceğini savunarak, doğa olaylarını anlamaya çalışırken; biçimci yaklaşım, evrendeki düzen ve uyumu sayılarla ifade ederek, daha soyut ve matematiksel bir bakış açısı sunar. Her iki yaklaşım da, felsefi düşüncenin temellerini atarken farklı perspektifler sunmuşlardır.
Pythagorasçılar ise her şeyin sayılarla ve matematiksel ilişkilerle açıklanabileceğini savunmuşlardır. Onlara göre, evrendeki düzen ve uyum sayılarla ifade edilebilir ve her şeyin temelinde sayısal ilişkiler bulunur. Bu, biçimci bir yaklaşımı yansıtır; çünkü sayılar ve matematiksel ilişkiler, varlıkların biçimlerini ve düzenini belirler.
İyonyalı filozoflar, doğadaki her şeyin bir özdekle (maddeyle) açıklanabileceğini savunmuşlardır. Örneğin, Thales suyu ilk ilke olarak kabul etmiş, Anaksimandros "apeiron"u (sınırsız) temel ilke olarak benimsemiştir. Bu yaklaşımda, evrendeki tüm varlıkların bir özdekle açıklanabileceği düşünülür.