Baran

Baran
Pratikten yalıtılmış düşüncenin gerçekliği ya da gerçeksizliği konusundaki tartışma, tamamıyla skolastik bir sorundur. Feurbach üzerine II. Tez
Kuruluş döneminde tipik bir yansımasını göreceğimiz, muktedirin zayıfken demokrasiyle uzlaşıp, güç kazanınca otoriter ve otokratik eski geleneğe geri dönme hali, adeta 100 yıllık siyasal tarihimizin en karakteristik özelliği olacaktır.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Genellikle unutmuş görünüyoruz ama 1908 atılımı "çoğulcu bir siyasi hayatı başlatmış lağvedilmiş bir anayasayı geri getirmiş, olmayan dernek ve parti kurma, gazete, kitap çıkarma ve toplanma hürriyeti başlatmış olmasıyla devrim ve ilerleme nitelemesini hak ediyordu. Öncesinin haklı olarak istibdat kavramıyla nitelenmesinin nedeni ise halkın parti, dernek, miting vb. ile katılımına, özgür basına, seçimlere izin vermemesinden kaynaklanıyordu
Meclis egemenliğini ve Anayasayı çiğnemenin, demokrasiyi tanımamanın sihirli kalkanı devreye sokulmuştur ki halkı manipüle etmede bir hayli işlevsel olan bu sihirli kalkan, izleyen 100 yıl boyunca, birbirinden farklı, hatta zıt ideolojilere sahip, ama ortak paydaları antidemokratiklik olan tüm liderlerin sıklıkla başvuracağı bir silah olacaktı.
4 Eylül 1920'de Nazım Bey, Meclis'in oy çokluğuyla içişleri bakanı seçilir. Ona karşı Mustafa Kemal' in seçtirmek istediği kişi ise, Refet Bele'dir. ve bütün çabalara karşın Nazım Bey'in 98 oyuna karşılık ancak 89 oy alabilmiştir. Mustafa Kemal daha sonra Nutuk'ta, küçümseyici bir edayla, "Nazım Bey dakika geçirmeksizin büyük bir ivedilikle bakanlık katına gidip işe başladı" diyecektir. Kaydın bizi asıl ilgilendiren kısmı ise bundan sonrası : Sonra Bakanlar Kurulunun başkanı bulunmam dolayısıyla beni görmeye geldi. Ben Nazım Beyi kabul etmedim. Yüksek Meclisçe güvenilen ve seçilen bir bakanı kabul etmemekle yaptığım işlemin niteliğini ve önemini kuşkusuz biliyordum. Ama yurdun büyük çıkarı beni böyle yapmaya zorluyordu. (Küçük, 1989, c. 2, s. 620) Kendisinin de teslim ettiği gibi bu davranışının meşru ve anayasal bir gerekçesi yok. Nitekim siyasal tarihimizde hiç de yabancısı olmadığımız bu yolla, yasal zorunluluğu tanımamayı, kendine mündemiç kıldığı "yurdun büyük çıkarıyla" meşrulaştırmaya çalışırken hem Nazım Bey'i hem de onu seçen Meclis çoğunluğunu "yurdun çıkarına'' ilişkin ağır zan altına sokuyor. "Yurtseverlik'' iddiasının, egemenliğin kayıtsız şartsız sahibi olacağı taahhüt edilmiş olan Meclis kararını çiğnemenin gerekçesi olarak araçsallaştırılması, siyasal tarihin bilinen en temel problemlerinden biri.
24 Kasım 1921'de Meclis'e sunulacak olan bu doğrultudaki önerge, Birinci Grup tarafından reddedildi. Çünkü Meclis başkanı (sonradan cumhurbaşkanı), tarafsız, sembolik bir devlet başkanı değil, her şeye karar veren, Meclis'ten istemediği bir karar çıktığında onu engelleyebilen, parti kuran, ama başkalarının kurmasını engelleyen bir devlet başkanıydı, aynı zamanda Meclis'in tüm yetkilerine sahip olmak kaydıyla başkomutan olmak istiyordu