4 Eylül 1920'de Nazım Bey, Meclis'in oy çokluğuyla içişleri bakanı seçilir. Ona karşı Mustafa Kemal' in seçtirmek istediği kişi ise, Refet Bele'dir. ve bütün çabalara karşın Nazım Bey'in 98 oyuna karşılık ancak 89 oy alabilmiştir. Mustafa Kemal daha sonra Nutuk'ta, küçümseyici bir edayla, "Nazım Bey dakika geçirmeksizin büyük bir ivedilikle bakanlık katına gidip işe başladı" diyecektir. Kaydın bizi asıl ilgilendiren kısmı ise bundan sonrası : Sonra Bakanlar Kurulunun başkanı bulunmam dolayısıyla beni görmeye geldi. Ben Nazım Beyi kabul etmedim. Yüksek Meclisçe güvenilen ve seçilen bir bakanı kabul etmemekle yaptığım işlemin niteliğini ve önemini kuşkusuz biliyordum. Ama yurdun büyük çıkarı beni böyle yapmaya zorluyordu. (Küçük, 1989, c. 2, s. 620)
Kendisinin de teslim ettiği gibi bu davranışının meşru ve anayasal bir gerekçesi yok. Nitekim siyasal tarihimizde hiç de yabancısı olmadığımız bu yolla, yasal zorunluluğu tanımamayı, kendine mündemiç kıldığı "yurdun büyük çıkarıyla" meşrulaştırmaya çalışırken hem Nazım Bey'i hem de onu seçen Meclis çoğunluğunu "yurdun çıkarına'' ilişkin ağır zan altına sokuyor. "Yurtseverlik'' iddiasının, egemenliğin kayıtsız şartsız sahibi olacağı taahhüt edilmiş olan Meclis kararını çiğnemenin gerekçesi olarak araçsallaştırılması, siyasal tarihin bilinen en temel problemlerinden biri.