Baran

Baran
Pratikten yalıtılmış düşüncenin gerçekliği ya da gerçeksizliği konusundaki tartışma, tamamıyla skolastik bir sorundur. Feurbach üzerine II. Tez
Kendimi bütün ruhumla unutmanın uykusuna bırakmak istiyordum. Unutmam mümkün olsaydı, unutmak sürekli olsaydı, gözlerim kapansaydı da azar azar uykunun ötesine, mutlak hiçliğe gömülebilseydim, varlığımı artık hissedemez olacağım noktaya varsaydım, bir mürekkep damlasında, bir musiki ahenginde ya da renkli bir ışında erir giderdim ve sonunda dalgalar ve şekiller öyle büyürlerdi ki, hissedilemezin içinde silinir, yok olurlardı. O zaman dileğime kavuşurdum
Alıntı
Reklam
Biyolojimiz tarafından sı­nırlandırıldığımız durumlarda da ahlaki yargılar konu dışı kalır. Zaten biyolojik determinizmin bu kadar ilgi görmesinin nedeni, tam da bu her şeyi aklayabilme potansiyelidir. Erkekler kadınlara hükmediyorsa, öyle yapmak zorunda oldukları içindir. İşverenler işçileri sömürüyorsa, bu da evrimin neden olduğu girişimci gen­ler yüzündendir. Birbirimizi savaşlarda öldürüyorsak; bölgecilik, yabancı düşmanlığı, kabilecilik ve saldırganlık genlerimizin baskısı nedeniyledir. Böyle bir teori, bozulmuş bir toplumsal örgüt­lenmeyi "serbest piyasanın genetik savunması" ile savunan ideo­logların elinde güçlü bir silaha dönüşebilir. Dahası, kişi düzeyin­de de işlevsel bir teoridir ve bireysel zulüm eylemlerini açıklama ve ezenleri ezilenlerin taleplerine karşı koruma görevi görür. Bu teoriler, bir "neyi neden yapıyoruz" ve "neden bazen mağara in­sanı gibi davranıyoruz" teorileridir.
Sayfa 310 - Sosyobiyoloji: Toplam Sentez·Kitabı okudu
Alıntı
Kapitalist dünya-sisteminin "kıymetlisi" olan özel mülkiyet, kapitalizmin kendisi tarafından geliştirilen yeni üretim teknolojilerine, fabrikaların ve ofislerin olduğu kadar şehirlerin, ulusların ve kıtaların da duvarlarını aşan "dijital yeniden üretim" diyebileceğimiz şeye karşı direnemiyor. İnsanlar artık sadece medyanın, politik düzenin, liderlerin ve kendini beğenmiş "uzmanların" her gün ürettiği yalanlara ve yarı-gerçeklere inanmakla kalmıyorlar; bunların yerine (ve yanı sıra) internette her gün sıradan insanlar tarafından üretilen yalanlara da inanıyorlar.
"Kader kader... Buna kader denmez Abdi Ağa!" dedi. "Bu kader değil. Bir kedinin, köpeğin, uçan kuşun, neyin üstüne bu kadar varırsan birincisinde korkar, ikincisinde... Üçüncüsünde canını dişine takar kaplan kesilir... Parçalar seni. İnsanların üstüne bu kadar varmamalı."
Alıntı
Kapitalist, alıcı kişiliği içinde işgününü olanaklı olduğu kadar uzatmaya, ve elinden gelse bir iş gününden iki işgünü çıkartmaya çabalama hakkını kendisinde görmektedir. Buna karşılık, satılmış olan metanın özel niteliği, onu satın alanın tüketme isteğine bir sınır konulmasını gerektirmekte ve işçi, işgününün belirli normal bir süreye indirilmesini isterken, satıcı olmaktan gelen hakkını kullanmaktadır. Öyleyse burada bir karşıtlık, her ikisi de değişim yasasının damgasını taşıyan iki hak arasında bir çatışma vardır. Eşit haklar arasında son sözü kuvvet söyler. Ve bunun için de, kapitalist üretim tarihinde, bir işgü.nünün belirlenmesi sürüp giden bir savaşımın kolektif sermaye, yani kapitalist sınıf ile kolektif emek, yani işçi sınıfı arasındaki savaşımın bir sonucu olarak kendisini gösterir.
Sayfa 231
Reklam