Bir gün Çankaya'da Mussolini'nin elçisi, ülkesinin Antalya bölgesi üzerinde yeniden öne sürdüğü isteklerden söz etmişti. Gazi, onu hiçbir şey söylemeden dinledi. Sonra birkaç dakika izin isteyerek odadan çıktı. Döndüğü vakit, Cumhuriyetin ilanından beri ilk olarak sırtına mareşal üniformasını giymişti. Ses çıkarmadan yerine oturdu ve, "Şimdi devam edin lütfen," dedi. Susma sırası büyükelçiye gelmişti.
Yıllar sonra bir ressam, Mustafa Kemal'e Sakarya Savaşını resmeden bir tablo hediye etti. Kendisi, ön planda, yağız bir savaş atına binmiş olarak görünüyordu. Ressam, tebrik beklerken, birdenbire Mustafa Kemal'in, "Bu tabloyu kimseye göstermeyin," demesi üzerine şaşırıp kaldı, Kimse ne söyleyeceğini bilemiyordu. Mustafa Kemal açıkladı: Savaşa katılmış olan herkes bilir ki, hayvanlarımız bir deri bir kemikten ibaretti, bizim de onlardan geri kalır yerimiz yoktu. Hepimiz iskelet halindeydik.Atları da, savaşçıları da böyle güçlü kuvvetli göstermekle Sakarya'nın değerini küçültmüş oluyorsunuz dostum."
Anlaşılan bazı insanlar şiddetten hoşlanmakla kalmıyor, buna açlık duyuyorlardı. Acı hissetmek istediklerinden değil, zaten acı çekiyor olmalarından ve çektikleri acıyı daha hafif bir acıyla bastırma ihtiyaçlarından kaynaklanıyordu bu.