Umutsuz bir âşık gibi hüzünlü gözlerle dolaşıp durmuşsundur, insanların hayatın karmaşası içinde sürdürdüğünü gördüğün çeşitli uğraşları sende ne acı ne de sevinç uyandırmıştır, sanki sen artık bu dünyaya ait değilsindir.
İşçiler bir türlü anlayamazlar mı ki harap olacak kadar çalışarak hem kendi güçlerini hem de çoluk çocuklarının güçlerini tüketmekteler; fazlaca yıpranıp erken yaşta hiçbir iş yapamayacak hâle düşmekteler, tek bir sapkınlığa kendilerini kaptırıp sersemleşerek insanlıktan çıkmakta, insan müsveddesine dönüşmekteler; içlerindeki tüm meziyetleri öldürüp sadece kudurmuş gibi çalışma çılgınlığını dimdik ayakta tutmaktalar.
Nasıl ki insanlığın ilk çağları üretim tipine bağlı olarak taş devri, bronz çağı diye adlandırılmışsa bizim dönemimiz de sahtecilik çağı diye adlandırılabilir pekâlâ.
İşçi sınıfı o kolaycı iyi niyetiyle beyninin yıkanmasına izin verdiğinden, doğasından kaynaklanan coşkusuyla çalışmaya ve azla yetinmeye gözü kapalı atıldığından sermaye sınıfı da tembelliğe ve zoraki sefaya, üretimsizliğe ve aşırı tüketime neden oldu.