Machiavelli bu kitapta vicdanı değil, kılıcı konuşturur. Prens’in sayfalarını çevirdikçe fark edeceksin ki; merhamet zaaftır, sadakat bir pamuk ipliğidir, ahlak ise gücü olmayanların kurduğu hayali bir düzendir ve iktidarın ihtiyaç duymadığı bir yüktür.
Prens seni erdemli biri olmaya çağırmaz. Sana hayatta kalmayı, güç elde etmeyi ve o gücü nasıl koruyacağını öğretir. Üstelik bunu yaparken sana yalan söylemez. Çünkü yüzlerce yıl önce yazılmış bu kitap, insan doğasının en çıplak, en ilkel gerçeğini tek cümleyle hatırlatır:
“İnsanlar seni sevdiklerinde değil, senden korktuklarında güvendesin.”
Machiavelli’nin Prens’i, idealistlerin midelerine oturan sert bir yumruk gibidir. Çünkü o, dünyayı olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi anlatır. Kimi okurlar, bu kitabın sayfalarından çıkan soğuk rüzgârla irkilir ve öfkeyle kapağını kapatır. Bazıları ise satır aralarında gücün doğasına dair açık bir harita görür; çünkü onlar kazanmak için inanmaktan çok anlamayı seçmişlerdir.
Anlatılan şey, sadece erk sahiplerinin nasıl ayakta kalacağı değildir. Bu kitap ayrıca, iktidarın doğası ve onun kutsal kitabıdır. Machiavelli, insan zihninin ne kadar kolay yönlendirilebildiğini, korkunun sevgiden neden daha kalıcı bir bağ kurduğunu ve hatta ihanetten bile bir düzen inşa edilebileceğini sert bir üslupla ortaya koyar.
Ve bitirdiğinde kendine sorarsın:
“Erdem mi önemli, yoksa sadece ayakta kalmak mı?”
Küçük Prens’i ilk kez çocukken okumuştum. O zamanlar bir gezegenden diğerine geçen küçük bir çocuğun hikâyesi gibiydi. Tilkinin ne demek istediğini pek anlamamış, gülü neden bu kadar özel bulduğunu çok da sorgulamamıştım. Ama yıllar sonra, bugün tekrar okuduğumda, bu küçük kitabın ne kadar büyük bir dünyayı barındırdığını fark ettim.
Ve belki de bugün en çok şu satır çarptı beni:
“Çölü güzel yapan, bir yerlerinde bir kuyu saklıyor olmasıdır.”
Hayat da biraz öyle değil mi? Ne kadar boş, ne kadar yorucu görünürse görünsün, derinlerde bir yerde hep bir anlam, bir gizem saklı. Koskoca evrende yalnız, sürgünde bir gezegende oturuyor olmamız gibi.
Bu kitabı tekrar okumak, çocukluğuma gizli bir mektup yazmaktan farksızdı. Unuttuklarımı hatırladım. Küçükken hissettiğim o saf merak geri geldi. Kalbimde yumuşak bir yer açtı gibi oldu, hemen sönüverdi tabi :)
İşin kısası, bence; Küçük Prens, aslında hiçbir zaman sadece bir çocuk kitabı olmadı. Onu asıl anlamıyla ancak büyüyünce okuyabiliyoruz. Ve belki de bu yüzden, benim için bu kadar değerli.
Bu kitap bende gerçekten derin izler bıraktı. Karanlık Orman, sadece uzaylı istilası ya da büyük bir bilim kurgu macerası değil; insanın korkularını, umutlarını ve çaresizliğini anlatan çok güçlü bir hikaye.
Serinin en dikkat çekici karakteri Luo Ji’nin yaşadıkları, omuzlarındaki yük ve içsel çatışmaları açıkçası beni çok etkiledi. Normal bir adamın, dünya ve hatta insanlık için ne kadar büyük bir sorumluluğun altına girebileceğini görmek hem heyecan verici hem de oldukça ürkütücüydü.
Ye Wenjie’nin geçmişindeki trajedi ve dünya görüşü ise kitabın karanlık atmosferini derinleştiriyor. Yaşadıkları, insanın hem ne kadar kırılgan hem de ne kadar yıkıcı olabileceğini çok iyi gösteriyor. İlk bakışta soğuk ve hesapçı görünen Ye Wenjie’nin içinde saklı kalan kırgınlık ve çaresizlik ise gerçekten dokunaklıydı. Karakterlerin tamamı hataları ve zaaflarıyla çok insaniydi; bu yüzden onlarla bağ kurmak benim için oldukça kolay oldu.
Karanlık Orman ve bağlı diğer eserleri okuduktan sonra, evrenin büyüklüğü karşısında insanın ne kadar küçük ve korkunç bir boşluğa sıkışmış olduğunu düşündüm. Bu düşünce, göğsümü sıkıştırdı diyebilirim :) Yine de bu kitap, kesinlikle okuman gereken bir eser.
Karanlık OrmanCixin Liu · İthaki Yayınları · 2019997 okunma