Birçok eski inancın varsaydığı gibi, gökte veya ruhlar âleminde insanların her adımını, her hareketini izleyerek kaydeden devasa bir ayna ya da aynaya benzeyen bir şey varsa eğer, benim de oraya hapsolan bir parçam vardı.
Sonuçta bir istisna değilim, kimse kimseyi tam olarak anlamıyor. Ama onlar, hayatım boyunca onlar gibi olmak istediğim normal insanlar, bu yüzden acı çekmiyorlar. Belki bunun farkında değiller, belki de karşılıklı anlaşılmamaya alışkınlar.
Hiçbir zaman öne çıkmak istemedim, ama hep kendi derime sığamadığımı, benden bir şeylerin dışarı taştığını hissettim. O şeyin dünyayla uyumsuz bir ölçüsü var. Bunun ne olduğunu, neden böyle olduğunu hiç anlamadım. Sadece, uyum sağlama yönündeki ömür boyu çabamın her gün yeniden başarısızlığa uğradığını izliyorum. Başkalarının başarabildiği şeyi başaramadım yani uyum sağlamayı, insanlığa karışmayı. Ancak vazgeçip sekiz milyarın arasına girebileceğime dair umudumu yitirdiğimde, farklılığımı nihayet tanımlayabildim: olağanüstü derecede sıradanım, vasatlığımda istisnaiyim, başkalarından tamamen farklı bir biçimde sıkıcıyım.