Batuhan eşdoğan

Batuhan eşdoğan
@Batyhann
Makina teknikeri Kamp🏕 Trekking🏕 Gezginkampkocaeli 🏕
Makina teknıkeri
Lise
İzmit
14 okur puanı
Mart 2020 tarihinde katıldı
Sarhoş olmak değilki niyetim kadeh elimde sana bakmak niyetim bu manzara bu şarap kokusu bu huzurlu saatler anlamlıysa rüzgarın sesi anlamlıysa yağmur damlalarının şekli sadece senin sesin ile keyifli
Edebiyat
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
sabır.. ne uzun kelime! Yazmak iyidir, ama düşünmek daha iyi; akıllılık iyidir, ama sabretmek daha iyi. Hermann Hesse
Kendını tanımak
Kendini Tanımak İlkay Kasatura Kendini tanıma, insanın duygu ve düşünceleri konusunda kendisiyle sürekli diyalog halinde olmasıdır. İnsanın kendi iç dünyasında olup bitenleri algılayabilmesi, davranışlarını da daha bilinçli kılar. Kendisini anlamayı başarabilen bir birey, karşısındakini anlamaya doğru, başarılı bir adım atabilir. Kendini ve karşısındakini anlamak ise başarılı bir iletişim yaratabilir. Karşımızdakini tanımak, kendimizi daha iyi tanıyabilmekle mümkündür. Karşımızdaki, neden bu sözü söyledi sorularına cevap verebilmek için, o durumda biz nasıl ve neden öyle davrandık sorusunu iyi cevaplayabilmemiz gerekir. Bireylerin kendilerini ne ölçüde tanıdıklarını gözden geçirmek için ayırdıkları zamana, bilinç düzeyine gözlem ve algılama yeteneklerine bağlıdır. Kendilik değerlendirmeleri, bazen kendilerini dışarıdan seyreden bireylerin gözlemleriyle bilinçlenebilir veya değişime uğrayabilir. Kendini tanımanın boyutları Kendini tanıma, büyüme ve deneyimle gelişmeye başlayan bir başarıdır. Kendini tanımanın üç yönü vardır: 1. Kendini araç olarak algılama: Kendimizi davranışlarımızdan sorumlu hissederiz. Başarılarımızdan gurur duyar, başarısızlıklarımızdan dolayı kendimizi suçlarız. 2. Kendini algılamanın süreklilik göstermesi: Yani kişi dün nasılsa bugün de aynı olması. 3. Kendini diğer kişiler ilişkilerinde algılama: Kişilik yapısı büyük ölçüde kişiler arası ilişkiler ve sosyal etkileşim sonucu oluştuğuna göre, kendini algılamada, büyük ölçüde başkalarının rolü vardır. Bu da demektir ki, her ne kadar diğerlerinin bizde ne gördüğünü inkar etsek, kişisel savunmalar yapsak da, kendimizi algılamamız büyük ölçüde diğer insanlardan aldığımız kabul ve reddetmelerle şekillenir. Bu da demektir ki, çocukların kendilerine güvenen iddialı, iyimser veya kendilerine saygı
Başkalarının Vaatlerine Safça İnanıp, Güvenmek Josef Kirschner Dünyamızı ve dolayısıyla de yaşamımızı içinde barındıran koskoca evrenin büyük düzenini gözardı etmeyen her birey, savaşmadan kazanma oyununun kurallarını kendi başına teşhis edebilir. Ancak çoğumuzu bu teşhisi yapabilmekten alıkoyan, bu teşhisi yapmamıza engel olan bir şey vardır; o da, hayatın kurallarını bizden daha iyi bildiklerini iddia eden bir takım insanlara körü körüne inanmaktır. Ne uğruna yaşadığını, kim olduğunu, hayat oyunundan neler elde edebileceğini bilmeyen biri, kendisini, ona sözde yardım etmek için "yanıp tutuşanların" eline teslim eder. Elbette ki, kendini teslim ettiği bu insanlar onun iyiliğini dilemektedirler. Yalnız belirtmemiz gereken bir şey daha var: Başkaları için neyin en iyisi olduğunu pek iyi bilen bu insanlar, toplumun gözünde, kendini sadece topluma adamış, gerçeklerin ve toplum huzurunun muhafızlarıymış gibi görünmektedirler. Ve tüm alçaklıklarını da bir takım sözler, büyük vaadler ve aracılar kullanarak yaparlar. Ne gibi mi? • Vatandaşlık, kardeşlik sevgisi bahaneleriyle, • Yardıma muhtaç insanlara yardım etme örtüsü altında, • İnsan haklarını koruma adına, • Çocuklarımız ve torunlarımız için daha iyi bir gelecek sağlama adına, • Ülkenin geleceğini garanti altına almak vaatleriyle, • İnsanlığı gelmiş geçmiş en büyük gazaplardan uzak tutmak, korumak bahaneleriyle, • Halkın iyiliği, huzuru için. Bu gibi büyük sözler, büyük vaatlerle toplum önünde göstermelik, sahte başarılara kavuşanların sayısı hiç de az değildir. Ve bu insanlar işlerini öyle iyi becerirler ki, toplumun kendilerine sonuna kadar inanıp, güvenmesini sağlarlar. Aslında bu güven ve inancı sağlayanlar sadece kendileri değildir. Tüm bu büyük sözler ve amaçlar, çocukluğumuzdan beri içimize aşılanan
Sevmenin Ölçüsü, Ölçüsüz Sevmektir Özcan Köknel
Sevgi Olmadan 'İnsan' Olunmaz. insanlar bedensel gereksinimleri olan beslenme ve korunmayı sağladıktan sonra ilgi, sevgi gereksinmelerine doyum aramaya başlarlar. Sevgi olmadıkça insanlar arası ilişki olumlu, sağlıklı ve sürekli olamaz. Güven duyulmaz, saygınlık kazanılmaz, insanın yaratıcı olmasına ve kendisini gerçekleştirmesine olanak bulunamaz. Tek cümleyle, sevgi olmadan 'insan' olunamaz. Kişinin ve toplumun yaşamını etkileyen güçlü ve temel bir duygudur sevgi. İnsanlara haz, dirlik, düzenlik veren duygusal bir yaşantıdır. Tanımı güç bir kavramdır. Başka bir kişiye, varlık ya da nesneye karşı duyulan güçlü bir yakınlık ve bağlılıktır. Kimi kişilerin, nesnelerin insanın duygusal yaşamında bıraktığı iyi, güzel, tatlı bir izdir. Sevgi sadece soyut bir kavram, duygusal bir yaşantı değil, bütün tutum ve davranışların temelinde bulunan toplumsal bir güçtür. Bebek doğar doğmaz sevgi gereksinimine doyum arar. Bu dönemde sevginin diğer güdülerle sıkı bağlantısı vardır ve bu güdülerden kaynaklanır. Güdülerle sağlanan doyumun niceliği ve niteliği sonucu çocuğun eriştiği haz ve duyduğu rahatlık sevginin ilk tohumlarını atar. Annenin bebeği tutarken kol kaslarındaki gerginlik ya da yumuşaklık; meme verirken hareketlerindeki karışıklık ya da düzen; altını temizlerken gösterdiği tiksinme ya da özen bebek tarafından haz ya da elem doğrultusunda algılanır. Kişinin Tüm İlişki ve Davranışlarının Temelinde Sevgi Gereksinimine Doyum Bulup Bulmaması Yatar Anne ve babanın ses tonundaki yumuşaklık, ilgilerindeki sevecenlik, ilişkilerindeki özveri çocukta sevinç, neşe ve mutluluk duygularını doğurur. Bu duygular sevginin ilk tomurcuklarıdır. Çocukta sevgi anne babanın gösterdiği denge, düzen, ilgi, anlayış, bağlılık, beğeni, sevecenlik ve özveri oranında gelişir, insanın bütün yaşam
İlişkiler