Sadece ferdin yetiştirilmesi değil, aynı zamanda dünyaya nizam vermesi hasebiyle ele alınan İslami yenilenme fikrine her zaman muhalif olacak iki grup mevcuttur:Eski düzenin korunmasını isteyen muhafazakarlar ve yabancıların düzenini isteyen modernistler. Birinci grup İslamı geçmişe çekerken, ikinci grup da ona başkalarına ait bir gelecek hazırlar.
Birbirleri arasındaki büyük farklara rağmen bu iki kategorideki insanların ortak bir noktası vardır:Her ikisi de "din" mefhumunu,kelimenin Avrupa'daki manasıyla anlayarak İslam'ı sadece bir inanç olarak görürler.Lisandaki inceliği anlamaktan yoksun olma, mantık kifayetsizliği, hatta İslam'a ve onun tarihine,dünyadaki rolüne akıl erdirememe,bu grupları din-i İslam'ı "inanç" olarak tercüme etmeye sevk ediyor ki bu da oldukça müstesna bir sebepten ötürü büsbütün hatalıdır.
İnsanın kökeni ve vazife-i asliyesi hakkındaki esas gerçeklerin tekrarı ve tasdikini ortaya koyuyor olsa da İslam'ın yaklaşımında bütünüyle yeni bir şey vardır ve bu da inancın bilimle, ahlakın siyasetle ve idealin menfaatle bütünleştirilmesine karşılık gelir. Biri dış ve diğeri de içsel olmak üzere iki dünya olduğunu kabul eden İslam, insanın bu iki dünya arasındaki uçurum üzerinde köprü olduğunu öğretir. Bu bütünlüğün dışına çıkıldığında din, geri kalmışlığı, her türlü aktif üretken hayatı reddetmeyi ve bilim de ateizmi getirir.
İslam'ın sadece bir inanç olduğu düşüncesinden hareketle muhafazakarlar İslam'ın dış dünyayı tanzim etme gayesi olmadığı ve yenilikçiler de İslam'ın dış dünyayı düzenlemesinin mümkün olmadığı kanaatine varırlar. Pratikte ise netice aynıdır.
Bugün, İslam dünyasında muhafazakar anlayışın ana akımını, hepsi bunlardan ibaret olmasa da,hocalar ve şeyhler oluşturur. İslam'ın yorumlanmasında kendilerini tekel kılacak özel bir sınıf