Zira medeniyet, varlık tasavvurundan dünya görüşüne, şehirleşmeden estetiğe ve elbette ahlak ve maneviyattan özgürlüğe kadar pek çok alanla birlikte ele alındığında anlamlı bir bütün haline gelir.
Mümin ile Tanrı arasındaki ilişki,erkle yüklü olarak değil,aksine Tanrı'nın tüm erkini insana devrettiği daha yumuşak bir ilişki olarak tasavvur ediliyor.S.11
Erk: Güç,Kudret,İş Yapabilme ve Yaptırabilme Gücü)
Bu cümleden anlıyoruz ki; Tanrı'nın gücü ve kudretinin, insana devredilmesi gerektiği,insanın tanrı mertebesine çıkararak Tanrı'yı işlevsiz hale getirme çabası olduğu muhakkaktır.
Ortaçağ dönemindeki olayları temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp öne koyma çabasından öte görmüyorum.Neden mi ?
Skolastik düşünce döneminde Katolik Kilise iktidar gücünü Tanrıya dayandırmaktaydı.Bu gücü kırmak için Martin Luther Reformu başlattı ve aydınlanma ile birlikte Kilise otoritesini kaybetti ve Tanrı tahtından indirilerek yerine Pozitivizm ve Hümanizm koyuldu.Dikkat çekmek istiyorum. Hümanizm, insanların ifade özgürlüğü,eşitliği gibi süslü sözlerle hayatımıza sokuldu."Gerçek şu ki Hümanizm İnsanın Tanrı mertebesine çıkarma çabası sonucunda ortaya çıkmış bir durumdur."Günümüzde buna "TRANS HÜMANİZM" denilmektedir.
Richard Rorty ,Gianni Vattimo,Santiago Zabala
Rönesans ve Reform Hareketlerini Başka Bir Form Altında Günümüze Uygun Şekilde Bize Sunma Çabasından Öte Görmüyorum.
Kendilerini din koruyucusu ve yorumcusu sana kimseler,her halükarda çok güzel ve kârlı olarak,dinden meslek yaptılar ve hiçbir vicdani rahatsızlık duymadan dinin hayata geçirilmeyişini kabul ettiler.
Böylece İlahiyatçılar yanlış yerde yanlış insanlar oldular.Ve İslam dünyasının uyanış emareleri gösterdiği şu günlerde bu kesim,bu âlemin her türlü sert ve karanlık göstergelerinin temsilcileri oldu.Bu kesim,İslam dünyasına baskı yapan sıkıntılarla başa çıkılması için herhangi bir yapıcı adım atma hususunda yetenek gösterememiştir.