abi al bol ağlamalı yeşilçam filmi çek, olay güzel ancak karakterlerde derinlik yok. 120 sayfalık bir kitapta zaten olamaz bunlar. güzel tatlı bir hikaye sadece
Kitap zaman olarak her ne kadar işgal altındaki istanbulda geçse de aslında Osmanlı nın batılılaşma çalışmasının Avrupa nın geçtiği yollardan geçmemiş halk üzerindeki iğreti duruşuna bir eleştiri. Medeni olmanın eğlencelerde geçirmek sanan bir grup insanın hayatlarının mahvoluş hikayesi. Buna karşı olan masum kendi geleneklerine görece daha bağlı olan Mebrure için ise güzel bir son yazıyor yazar. Her ne kadar yüzyıl önce de bugün de modernleşmenin ne demek olduğunu anlayamayan bir halk olsak da, Peyami Safa nın buradaki üslubu "gençlik çok bozuldu" tarzından öteye gidememiş. Tabi bunu 2021 de yaşayan biri olarak söylüyorum. Roman olarak daha kaliteli şeyler okunabilir.
Ezilen halkın içerisinde biriken kinin toplumun intikam ve linç arzusuyla birleşmesiyle sözde mahkemelerin insanları bir buğday gibi biçişini oradaymış gibi hissettiriyor. Soyluların ezdiği halk intikam fırsatı bulunca kadın, erkek, yaşlı, çocuk demeden insanları giyotine göndermeleri, akan kanları "giyotine şarap lazım" diye gülerek konuşmaları insanı ürpertiyor. Kitap bu yönüyle o zamanı iyi yansıtmasına rağmen karakterler arasındaki kontrast çok fazla geldi Lucie o kadar masum Bay Lorry o kadar sadık Bayan Defarge o kadar kindar ve gaddar. Kitap kişiler üzerinden de olsa aslında o zamanki toplumun ruh halini anlattığı için bu ayrıntı göze batmıyor.