Hapishanede bir adam kapanmış bir formika masaya, omurgası bir soru işareti biçiminde, yazıyor. "Sıraya gir, dik dur," diyorlar ona, şöyle bir bakıyor dalgın, gülümsemek gibi bir şey yapıyor. Aldırmıyor. "Seher"e bakıyor, Seher adıyla yazdığı o kitaba. Gün aydınlanıyor yine, "Ne garip" diye düşünüyor. Hapishanede bir adam kendi gövdesinin biçimi alıyor, öteki bütün biçimlerin canı cehenneme!
"Paşam, Cenâb-ı Hakk'ın hükmü, tabiatın kanunu o ki, her ot kendi kökleri üzerinde göverir, her kuş kendi dilinde şakır. İtikadımız hor görülmeyip kendi topraklarımızda köklenmemize, kendi dilimizde hasbihâl etmemize müsaade edilsin, yeter.
"Paşam, bize evvela karakol değil, yol, mektep, fabrika, sıhhiye gerek. Karakol sopa ile islah eder, okul ise ilim ile. Ben mektep görmüş biriyim, bilirim. Ona sebep diyorum ki karakolları bir yana bırakın, bize ilim gerek, aş gerek, iş gerek."