Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin Beyaz Geceler adlı eseri, St. Petersburg’un kısa yaz gecelerinde geçen romantik ve hüzünlü bir aşk hikâyesini anlatır. Kahramanımız, içine kapanık ve hayalperest bir gençtir. Günlerini yalnızlık içinde, hayaller kurarak geçirmektedir. Kendi deyimiyle “bir hayalperesttir” ve hayatla bağını kurduğu en güçlü nokta, hayal gücüdür.
Bir gece Neva Nehri kıyısında yürürken Nastenka adında genç bir kızla tanışır. Nastenka, yaşlı ninesiyle birlikte yaşamakta ve hayatı kısıtlı bir özgürlük içinde geçmektedir. Genç kız, bir yıldır beklediği gizemli bir adamla (bir kiracının yeğeni) yeniden buluşmayı ummaktadır. Fakat bu süre zarfında hayalperest ile arasında içten, saf ve duygusal bir bağ gelişir. Kahramanımız kısa bir süre için aşkın ne demek olduğunu tadar.
Her “beyaz gece”de, yani güneşin batmadığı yaz gecelerinde, birlikte yürüyüp konuşurlar. Nastenka, geçmişini, umutlarını ve korkularını anlatır; genç adam ise kendi yalnızlığını, hayallerini ve derin duygularını açar. İkisinin de kalbi, saf ve romantik bir duyguyla birbirine yaklaşır. Ancak Nastenka, beklediği adama hâlâ bağlıdır.
Sonunda Nastenka’nın beklediği adam geri döner. Hayalperest bütün kalbiyle bağlandığı bu aşktan mahrum kalır. Yine de genç kız ona minnettardır; çünkü onun yanında geçirdiği geceler, ona cesaret ve umut vermiştir. Hikâye, kahramanın hem aşkı tatmış hem de kaybetmiş olmanın hüznüyle, bir rüya gibi sona erer.
Dostoyevski, bu kısa romanda aşkın masumiyetini, hayal ile gerçek arasındaki çatışmayı ve yalnızlığın insan ruhunda yarattığı derinliği incelikle işler. Eser, bir “hayalperestin hatıraları” olarak, hem naif hem de trajik bir tonda ilerler.