"Kepler bu evrenin bilincinde var olan imanî bir vergi ile fizik biliminin yaratıcısı oldu." diyen Max Planck'tır. Çağımızın en büyük bilimsel simalarından biri olan Einstein'in "Mistik duygular, bilimsel araştırmaların baş tacıdır." sözüne rağmen nasıl oluyor da bilim ve din birbirinin karşısına yerleştiriliyor? Marks, Darwin'in, Türlerin Kökeni kitabının yayınlanmasından sonra kopardığı gürültüye ve onun görüşlerini "kendi sınıfsal çatışmasının biyolojik alt yapısı" olarak adlandırmasına, hakkında kilise hoparlörlerinden ilan edilen tekfir fetvalarına rağmen Tanrı'ya inanan bir mümin olarak kaldı. Hatta "mistik ruhun" ortaya çıkışını, insan türünü maymun- dan ayıran ve böyle bir duyguyla insanın başladığı bilimsel bir merhale olarak ele aldı!
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Çünkü eğer kör maddeden başka hiçbir şey yoksa maddî nedensellik zinciri dışında da bir şey yoktur. "Tarih, insanların iradesinin ürünüdür." sloganı karşısında "insanların iradesinin ne olduğu" sorusuna materyalist bir anlayışla verilen "İnsanların iradesi, maddî iş araçlarının belirlenmiş ürünüdür." cevabı, tam da rengarenk bir sofra hazırlayan karısını; bütün bu yemeklerin, hanımının sanatkar parmak- lanının işi olduğunu söyleyerek öven kocayı hatırlatmaktadır. Hayret ve övgüyle "Nasıl?" diye soran misafirlere verdiği cevapta, kebapçıya telefon ettiklerini, onların da bunları getirdiklerini açıklar.
Hasretin kan çanağı gözlerinde oturuyorsun
seni soruyorum
hiçbir şey bilmiyorsun
Hep bir çağlayan gibi senin sevdana aktım
sen ise sularını kaçıran bir nehir gibi uzaktın...
Tükenişi bir aşkın
bir nehrin tükenişine benzer
Ne deniz olabildin
ne nehir kalabildin...
Kendin ol, kendin ol...
Sen buysan başkası ol!
Buysan kederden öleceğim
başkası olursan da kimi seveceğim?
/Ne diyarbakır anladı beni ne de sen
oysa ne çok sevdim ikinizi de bir bilsen.../ Yılmaz Odabaşı
Burada İranlı arifin şu yüce ve derin sözünü anlamak gerekir. Diyor ki:
Yıllardır Allah'ı arıyordum, kendimi buluyordum. Şimdi ise kendimi arıyorum, Allah'ı buluyorum."
Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım, mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. Aşk'ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde.
''ŞEMS-İ TEBRİZİ''