Bazen

Bazen
@Bazen
Bi arkadaşa bakıp çıkmamayı planlıyorum.
Doktor
Ankara
Bursa
28 okur puanı
Temmuz 2017 tarihinde katıldı
XIV. Louis in saray vaizi, ilahiyatçısı, veliahdın öğretmeni meaux kenti piskoposu jacques benigne bossuet 1600lerde bir kitap yazar. Kutsal kitabın kelamındaki siyaset. Kitapta bossuet şöyle der. Kralın otoritesi kutsaldır... Din ve vicdan bizden hükümdara itaat etmemizi talep eder... Krallar görevlerini yükümlülüklerini ve işlevlerini yerine getirmeseler bile onlara saygı gösterilmelidir... Hükümdarlar tanrıdır.ortaçağ da krallar hakikaten tanrı hükmünde görülmüş olmalılar ki doğuştan geldiğine inanılan haklarını uzun yüzyıllar boyunca koruyabildiler ve tabi yine kan yolu ile sahip oldukları hakları edinen soylular da. Montesquieununun uzun uzun şark despotizmini anlatırken osmanlı yı en çok eleştirdiği noktada kana dayalı soyluluk anlayışının olmayışı, insanların yetenekleri nedeniyle devlet yönetiminde söz sahibi olabilmesidir.devlet Ortaçağ da sadece köylüleri ağır vergiler altında açlığa hapsetmek için kilise ile işbirliği yapmaz. Aynı zamanda sömürgecilik te işlenen günahların en büyük destekçisi de kilisedir.ispanya kraliçesi koyu katolik isabelimizin en büyük amacı bütün dünyayı katolik yapmaktır. Peru nun gümüş madenlerini insanlık dışı yaşama koşulları altında max 7 yıl ömür biçilen Kızılderililerle boşaltırken de ispanyanın amacı elbette farklı değildir. Özellikle İspanyollar ve portekizliler sömürgelerinde çok acımasız bir siyaset gütsede de buna rağmen aynı ülkelerin misyonerlik faaliyetlerinde kayda değer bir başarı ile karşılaşıyoruz. Hatta kongo da sonradan ı. Alfonso adını alan Hristiyan bir kral varmış. Kralın halkını köle yapmayı sonlandırması için Portekiz kralına yalvaran mektubu efendim, saygıdeğer asaletmeap diye başlar bir sürü yalvaran ve saygıda kusur etmekten itina ile kaçınılan cümlenin ardından insanın aklında acziyet nedir diye
Din
Reklam
Suçlar ve cezalar hakkında da beccaria şöyle diyor "adalet sözcüğüyle sadece bireysel çıkarları birleştiren zorunlu bağı amaçlamaktayım.bu bağ olmasaydı, toplumsal yaşam, eski kaos dönemlerindeki gibi çözülüp dağılırdı.bu bağı sağlama zorunluluğunu aşan bütün cezalar, doğaları gereği haksızdır, hukuka aykırıdır. " Burada yazarımızın öncelediği bireysel çıkarların çatışmasızlığının sürdürülmesidir. Bu açıdan hukuk bir ticaret anlaşması, adalet satılan bir meta olarak görülmüş sonucunu çıkarmamız mümkün.öyleyse bireysel çıkarları bağlama önceliği üzerine inşa edilmiş bir hukuk sisteminde suç kavramından anlamamız gereken nedir?
Hukuk
Teddy katz 1998 yılında filistinin tantura köyünde israil askerleri tarafından işlenen ve 250 Filistinli köylünün ölümü ile sonuçlanan katliamı gün ışığına çıkaran bir yüksek lisans tezi yazdı. Tez ancak 2000 yılında basılabildi.hayfa Üniversitesi tezin hatalı olduğu konusunda ısrarlıydı. Söz konusu akademik çalışma daha sonra mahkemeye verildi ve bu katliamı işleyen israil birliğinin halihazırda emekliye ayrılmış subayları tarafından katz aleyhine dava açıldı. Nihayetinde katz iddialarını geri almak zorunda bırakıldı sonrasında ise yapılan araştırmalarda katz ın iddialarında haklı olduğu ortaya çıktı.bunu knesset koalisyonunun post siyonist (gerçek anlamı siyonist olmayan herkesdi) öğretim görevlilerinin üniversiteden atılmalarına ilişkin karar izledi. yukarıda bahsi geçen kitabın yazarı da ilerleyen süreçte üniversiteden kovulacaktı. Peki batılı değerler dediğimiz şey neydi.ifade ve düşünce özgürlüğü? İsrail hiç bir eşcinselin çatıdan atılmadığı ülkeydi bunu "islamcı cihadistlere" karşı ortadoğu da seküler bir dünya kurarak sağlıyordu. Sadece bu konforlu seküler dünyanın bir parçası olabilmeniz için ana tarafından yahudi (ırkçılık mı yoo yoo hiç alakası yok), siyonist, israil devlet politikalarını sorgusuz sualsiz kabul eden biri olmanız gerekiyordu.acaba böylece batılı değerler korunmuş oluyormuydu? Hiç şüpheniz olmasın.hatta batılı değerlerin özü bundan daha iyi yakalanmış olamazdı. Eşcinseller barbarca çatılardan atılmıyordu ve çocuklar plajlarda yanlışlıkla bombaların önüne koşuverirken ölüyorlardı . Gazze de ki çocukların malnütrisyon oranıyla ise hiç ilgilenmiyorduk. Biz müslümanlar olarak Filistin meselesine baktığımızda görmemiz gereken tek bir şey var. İsrailin filistinlileri fütursuzca öldürebilmesi, aşağılaması, göçe zorlaması ve Filistini işgal etmesi
Din
Bazen gidecek yol, dönecek köşe de kalmıyor. Biraz bu duvar dibinde düşünelim o zaman.
Medeni ulusların birbirlerinin bağımsızlığına ve milliyetine karşı uymak zorunda oldukları kutsal ödevler, milliyetin ve bağımsızlığın ya kesin bir şer ya da en iyi olasılıkla, şüpheli bir hayır olduğu halklara karşı bağlayıcı değildir... Barbar bir halka karşı uygulanan herhangi bir eylemi ulusların hukukunun ihlali olarak nitelendirmek yalnızca böyle konuşan kişinin konu üzerinde hiçbir zaman düşünmediğini göstermektedir. Bu tür bir eylem, kolaylıkla büyük ahlak ilkelerinin ihlali olabilir, ancak barbar bir ulus olarak en kısa sürede onların bir ulus olmalarını sağlayacak şekilde davranılma hakkı dışında bir hakka sahip değildir. Bu sözler j. S. Mill e ait ve yazarın özgürlük üzerine sahip olduğu çelişkili yargılarının izlerini taşıyor. Bu çelişki 18.yüzyıl batı toplumları için oldukça içselleştirilmiş bir olgu. Emperyalizm eleştirilerinin bile sadece insanca yaşama hakkı planına sıkıştırılıp, sömürgeleştirilmiş toplumların kendi geleceklerine karar verme yetisinden yoksun oldukları ve gelişme için mutlak başka bir ülkenin tahakkümüne ihtiyaç duydukları fikri batı düşüncesinde oldukça yaygın bir kanı. Peki 18. Yüzyıldan günümüze geldiğimizde bu düşünce yapısı ne kadar değişti. O zamanların sömürge toplumlarının sömürgecilik hallerinin özde devam ettiği günümüz için emperyalizm artık utanç duyulacak bir kavram olsa da toplumların fiili özgürlüklerinin sınırları, kültür, modernizm konularındaki kafa karışıklıkları hala mevcut. Konuyla alakalı şu aralar Robert j. Young ın postkolonyalizm kitabını okuyorum. Daha başlarda sayılırım ama açıkçası Robert j. Young ın çalışmasından baya etkilendiğimi söylemeliyim. Konuya hem çok ayrıntılı, hem de bütüncül yaklaşmayı başarmış. Bunu yaparken de mümkün olduğunca kişisel önyargılardan uzak durabilmiş.anladığım kadarıyla Marksist
Hukuk