Bburcuo

Bburcuo
@Bbrco
any way the wind blows
Ankara
18 okur puanı
Temmuz 2023 tarihinde katıldı
İşte Csutora, hanımefendi ve beyefendi böyle yaşıyorlar, yani korkular, endişeler ve arzular arasında ve de psikanalize de gitmeden. Bu engebeli yaşam zemininde düşe kalka yürümeleri bundan daha fazla dikkat gerektirmiyor. Onlar da ne olduğu çok belli olmayan güçlerin elinde biçimlenen birer gölgeydi ve yaşamın ve ölümün ürkütücü hamleleri karşısında kendilerini nasıl koruyacaklarını da onlara bırakmak belki de yapılabilecek en iyi iş olacak. Bilinçaltının yapay bir şekilde şekillendirilmiş öteki dünyasının ürkütücü hasımlarına karşı varlıklarını savunabilecekleri minik bir bilinç var silah olarak ellerinde ve bunun yeterli olacağını düşünüyorlar. Nefret, tutku ve öfke aynen herkesin hayatında olduğu gibi onları da bağlıyor. Aklın minik ışığında, reflekslerin ve tutkuların yollarını nasıl bulabilecekleri de onlara kalmış. Ya da psikanaliz yerine aspirinle, müshille düşe kalka ilerleyecekler. Belki de tesadüfler onları bir araya getirmiştir ama bir arada tutan şey çaresizlik yasası. Belki de insanı insanla, bazen de insanı hayvanla kopmaz bir şekilde bağlayan hiç bilinmeyen başka bağlar da mevcuttur. Belki de her davranışımızla ve bu satırlarımızla da bu bilmeceye yanıt aramaya çalışıyoruzdur.
Sayfa 159·Kitabı okudu
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Camões’in Lusíadas’ının dördüncü kantosundan: “Ah, ne ahmaklık bu iktidar açlığı, şöhret dediğimiz boş gösterişe duyulan bu susuzluk, onur diye bilinen, kamu önünde saygınlıkla büyüyen bu düzmece zevk! Yavan ruh onun tuzağına yakalandığında, tehlikeler, fırtınalar, işkenceler, ölüm pahasına, adaletle neler ödetiyor insana! Bütün ruh ve beden erincini mahvediyor, sevdiklerini terk etmeye, onlara ihanete götürüyor insanları, incelikle ama yadsınamaz biçimde yiyip yutuyor toprakları, krallıkları, imparatorlukları. Alçaklıkla ayıplanacağı yerde, insanlar anlı şanlı ve soylu diyorlar ona; ün diyorlar, yüce görkem diyorlar, sıradan insanların bilgisizlikten kendilerini kandırdıkları ne boş adlar bunlar!”
Sayfa 171·Kitabı okudu
Yazılarımda bir düşüncenin peşine takılmış giderken, şekiller ve sesler o düşüncenin çözülmesinde tastamam uygun görünen önceden saptanmış bir düzene dönmüş gibi, sözcüklerin bazen yerli yerine oturması garip geliyor bana. Sanki sözcükler ta başından beri, uzaktan ancak çıkarabildiğim, yaklaştıkça kendini bütünüyle, apayrı, anlaşılır biçimde ortaya koyan bir şekil içinde toplanmış gibi. Böyle durumlarda, yazmak, başlangıçta beri orada olan bir şeyin açıkça görülmesinden ibaretmiş gibi gelir.
Sayfa 168·Kitabı okudu
Son sekiz yıldır bir roman yazmakta olan bir arkadaşım kitabı bitirmekten korkuyor. Karalama üstüne karalama, düzeltme üstüne düzeltme; roman bir kez basılmasın, onu kafasındaki romana benzetme umudu sönmüş olacağı, kendi istencinden ve arzusundan bağımsız bir yaratının gerçekliğiyle kalacağı için de tabii, yayıncıya teslim gününü boyuna erteliyor.
Sayfa 160·Kitabı okudu
Drogo, zamanın durmayacağının, Kale’deki zamanın birbirini izleyen şimdiki anlardan oluştuğunun ve kendisinin o anlardan her birinde farklı bir insan olduğunun farkındadır. Bu anlardan birinde, buraya hiç gelmemiş olsaydım der, bir başkasında durumunu kabullenir, bir üçüncüsünde savaş alanında bir savaşçı olacağını umut eder, dördüncüsünde, bu şimdiki anların hiçbirinin “şimdi” olmaya kadar sürmeyeceğini anlar. Annesinin, odasının kapısını kapayarak “çocukluk günlerini saklama” girişimini anlatır ve ekler: “Sonsuza kadar yok olmuş bir mutluluk halini bozulmasına engel olarak saklayabileceğine, zamanın kaçışını durdurabileceğine, oğlu geri döndüğünde kapıları ve pencereleri açarsa her şeyin eskisi gibi olacağına inanmakla yanılıyordu annem.”
Sayfa 153·Kitabı okudu