Bir cehennem betimlemesi; eylemlerimiz, sözlerimiz, düşüncelerimiz zamanın başlangıcından beri bir bir saklanmaktadır, sonsuz sayıda sonsuzun çoğalttığı bir sonsuzdur bu; kaçışı olmayan bir tekrar.
Belki de, bir kitabın bizi çekmesi için, yaşantımızla kurgunun yaşantısı arasında -bu iki imgelem; bizim imgelemimiz ile kitabın sayfasındaki imgelem arasında- bir rastlantılar bağlantısı kurması gerek.
İnsanların yaşamlarında inatla kendilerine hep yer arayan alışkanlıklar, gelenekler, ritüeller, günlük yaşamın basit temposunu bile karmaşık bir sunuma dönüştürüyor. Beyefendi bazen geriye dönüp tüm bunlara otuz-kırk yıl sonra bakmanın avantajıyla, geçmiş bir dönemin yaşam tarzını gösteren komik bir belgeseli izleyip izlemediğini düşünüyor; bu kalıntıları ona, saçları ve tırnakları öldükten sonra da uzamaya devam eden, düzgünce giydirilmiş bir cesedi hatırlatıyor. Planlanmış bir tarihte gerçekleşecek bir devrime inanmıyor, onun beklediği, bir gün hayatın içeriğinden kopup kendi halinde kalan biçimlerin önemsiz ve ilgisiz gibi görünen bir temasla, birden toz olup çöküvermesi.
O zaman yanılgılar kültürden ayrılacak ve geriye kalan sadece içi boş tabular, fetişleştirilen inançlar olacak.