Haddini bilmeyip de ay tanrıçasına aşık olan çobana verilen cezayı biliyor musunuz?
"hayır duymadım" cevabını verdi. Tam da öyle tahmin etmiştim.
"tanrıların çobana verdiği ceza kaderini bilmekti" dedim "gelecekte neler yaşanacağını, yarın ne olacağını bilmek! Bundan daha korkunç bir ceza yoktur dünyada. Ölümden beter bir ceza vermek istedikleri için, tanrılar böyle bir şey düşünmüşler.
Hayat endişeli...
Dedi ki "Yok bir şeyim, az önce sorguladım ve şimdi dört köşeyim
Kimle ters düşeyim yaşarken ilk neşeyi,
Gürül gürül akan bir nehir var mı aşk içeyim"
Hayat masum...
Hiç unutmaz ki ilk geceyi.
Çünkü demiş "Yağmur yerine ben geçeyim"
Bir kere demiş bunu ve sonra gürlemiş bulut
"Bilmiyorsun bir fırtınanın savurduğunu kaç kişiyi"
Hayat heyecanlı...
Sanki cap canlı, aşkı sığdırdı gönlüne bi' şarkı patlattı.
Yoksulluğunu atlattı, ruhu gökyüzüne tutunmuş bir salıncaktı
Hayat bağlandı...
Kayıp sağlandı, ölüm dağlandı.
Sevdalandı, alev harlandı.
Buharlandı bir cam o an patlayan bir volkandı
Garip bu hayat...
Çünkü oksijen bağımlısı.
Fakat en sevdiği şey de nefeslerin paylaşılması.
Hazır mısın?
Kolay rüzgarın kırılması
Şimdi öp havayı öp ki aşkın kulakları çınlasın
Bu dikenli, sevgisiz ortamlara alışkındık hepimiz, plazaların insanın ruhunu öldürdüğü, herkesi robota çevirdiği gerçeğini çoktan öğrenmiştik. Eğer orta çağ şövaleyelerinin demir zırhları gibi, görünmez bir aldırmazlık zırhı giymezsen, buralarda barınmana olanak yoktu. İlk zamanlarda bu çevrenin beni çok sarstığını gören bir arkadaşım, *herkesin bir şemsiyesi var kendini koruyacak, seninse yok, bir an önce şemsiyeni açmaya bak, çünkü bu yağmur hiç dinmeyecek* demişti.