--- Kah Schopenhauer'ın kah İkbal'in odasına misafir oluyorsunuz yada Yunus'la kırlarda dolaşıyor birden bir kuş olup ordan havalanıyor Mevlana'ın dergahına konuyorsunuz..
Ben 52 yaşındayım ve bu kitapta geçen eski kelimeleri anlayabilecek son kuşağım. Bununla birlikte ben kendi adıma büyük bir zevkle okudum diyebilirim. Ancak bu harika çalışmayı nasıl tükenmekte olan bir neslin anlamasıyla sınırlı kılarsın anlamıyorum.
Kitap sanki geçen yüzyılın okurlarına yazılmış. Bir yazar neden gelecek nesillere seslenmek yerine geçmiş yada geçmekte olana seslenir anlamıyorum.
Zeten ele aldığın konu felsefe ve Schopenhauer de iki yüzyıl öncesinin adamı. Yani mevzu da kaynak da oldukça eski. Ama sen anlaşılmamak pahasına hala o zamanın diline sadık kalacağım diye inat ediyorsun. Sonrada gençler bizi anlamıyor.
Eğer 17 yaşındaki kızıma felsefeyi sevmesi ve tanıması için bir kitap önerecek olsaydım o kitap kesinlikle bu kitap olmazdı. Nedenini ise Yazarın Önsöz'ünde bulabilirsiniz; "Bu satırların müellifi, tercih ettiği her ibâre ve kavramda, her söz ve kelimede bir zaman, kültür ve üslüp bilinci tatmak ve tattırmak istemiştir. Bu bağlamda medeniyetleri “üslüp” nokta-i nazarından yorumlayan Alman edebiyat tarihçisi Fritz Strich'e hak vermektedir. Üslüp dildeki vahdettir, ruhun pozisyonudur, bir yaşama tarzıdır, bir serencamdır. Dil dağ doruklarından, kayalıklardan süzülüp gelen hür ve gür akan tertemiz bir su gibidir, küçük müdahalelere ses çıkarmasa da, ona dağa yukarı akmasını emredemezsiniz. O yüzden ben gürül gürül akan Türkçemizin yönünü dağa çevirmek ve dağa yukarı akmasını isteyenlere akıl erdiremiyorum. Kökü, geçmişi ve asaleti olmayan kelimelere hiç itibar etmedim ve bundan böyle de etmeyeceğim. Bu tavır asla yeniye, güzele ve değişime karşı bir tavır değildir. Tam