Halbuki ben bu alın yazısını sildim, yerine şunları yazdım: “Her şeyin zıddına yürü; hatta kendi zıddına bile!.. Dünya budalalar, kötü yürekliler, bayağı, gülünç ve sıkıcı insanlarla doludur. Hele bizim memleketimizde bunlar çoğunluktadır. Onun için sen herkesle ve her şeyle mücadele zorunda kalacaksın. Hiçbir kimseyi, hiçbir şeyi sevmeyeceksin. Çünkü, sevgi bir mağlubiyet eseridir. Mağlubiyet ise sana yakışmaz. Çünkü, sen herkesten akıllı, herkesten değerli, herkesten güçlü, herkesten büyüksün!”
Gerçekten, hayatta bir insan için hangi hal, bir başkasına dert anlatamamaktan daha güç, daha çetin, daha sarp ve daha acıklı olabilirdi? Tanrı’ya dua ediyorsunuz, kabul etmiyor; hakime yalvarıyorsunuz, dinlemiyor. Sevgiliye ağlıyorsunuz, gülüyor.
Nereye gitmeli? Kime başvurmalı? Ah zavallı insan tabiatın ve cemiyetin ortasında ne kadar da yalnız ve çaresizdir…
Hayatı böyle bir kabus haline sokmak neden? Onu sadece, olduğu gibi yaşamak kabil değil mi? Neden bu kinler, bu kızgınlıklar, bu sıtmalar, bu çırpınmalar neden?