Gerçekte, tabiat için güneş ne ise cemiyet için hürriyet oymuş! Bütün insanlar onun aydınlığında, onun sıcaklığında gelişip serpilir, bütün zekalar, ruhlar ve bütün enerjiler ancak hürriyetin ışığında gelişebilirmiş!
İşte benim en büyük kabahatim bu, Şerife Hanımcığım. Bu yaşa geldim, hiçbir dakika olduğum gibi görünmesini bilmedim. Hep düşündüklerimin tersini yaptım. Duyduklarımın aksini söyledim. Sevdimse, sevmedim, sevmedimse, sevdim dedim. Anladığım şeylere anlamamış, anlamadığım şeylere anlamış gibi baktım. Şerife Hanım, hani bazı insanlar vardır, her sözün tersini söylemekten zevk duyarlar. Siz ak dersiniz onlar kara, siz kara dersiniz onlar ak derler. İşte ben herkesle değil -fakat kendimle, kendi özümle hep bu oyunu oynadım.
Mademki, onun gibi sevmesini bilmiyordu; mademki, yaydığı düşünceler, işi boş tohumlar gibi hiç yemiş vermeksizin gömülüp gidiyordu; mademki, güzellik, doğruluk ve iyilik adına bağlandığı inançlar, kendi kafasından dışarıya çıkamıyordu. Şu halde, faydası neydi? Bütün bu topluluğun içinde ne işe yarıyordu?