Öyleyse izleyici retro ya da hipergerçekçi bir tekniği bir sanat olarak kabul edebilir. Burada teknik kusursuzluğun nedeni model olup, gönderene özgü taktik değerlerden biri gibi algılanmaktadır. Anlama özgü gerçek bir sözdizimi (syntaxe) bulunmadığında karşımıza bütüne özgü taktik değerler çıkmaktadır. Örneğin akla gelebilecek her şeyi yapan CIA adlı mitolojik makine, "her rolün üstesinden gelen" bir stara benzeyen Robert Redford, öykünün zorunlu kıldığı bir referans olarak toplumsal ilişkiler ve sinemanın zorunlu kıldığı üst düzeyde bir sihirbazlık bu filmde insanı kendine hayran bırakan bir uyum içindedir.
Bir katliamın unutulması da katliam türünden bir şeydir. Çünkü bir katliamı unutmak insanın bir belleği olduğunu, bir tarihle bir toplumun varlığını, vb. unutmak demektir.
Tarihsel ve toplumsal açıdan bugüne kadar ağza alınamayan, söylenmesi ayıp olduğu için gizlenen, bir tür suçluluk duygusu şeklinde sürüp gitmekte olan şey artık "herkes tarafından bilinmektedir. Herkes bu yok etme olayı (film) karşısında titremiş yinelenmeyeceğini gösteren en güvenilir kanıttır. Az bir masraf ve birkaç damla gözyaşıyla kotarılan(!) böyle bir olay tam da yinelenmeyeceğini düşünüldüğü sırada, bu katliamı kamuoyuna sunduğunu ilân eden televizyon adlı günah çıkarma aracı tarafından yeniden yaşatılmakta ve üretilmektedir. Bellekler ve tarih nasıl yok edilmeye çalışıldıysa, televizyon da onları aynı şekilde unutturmaya, yok etmeye ve katletmeye çalışmaktadır.