"Hayatım boyunca ailede bana büyük bir şefkat gösteren tek insan anneannem. Bir gece hasta olmuşum. Hıçkıra hıçkıra ağlarken, Schwester Katie hiçbir müdahalede bulunmuyor; annem ve babam, vazifelendirdikleri mürebbiyelerine tam bir itimatla odama bile girmiyorlar. İşte o an bir Osmanlı hanımefendisi olan anneannem, babamın üzerine yürüyor ve 'Avni bey, sizi mahkemeye vereceğim, bu çocuğa zulmediyorsunuz!' diye isyan ediyor. Zavallı anneannem daima büyük bir esef duymuş benim bu yabancı mürebbiyelere teslim edilmemden. Annem yıllar sonra itiraf etti, anneannem annemi 'Çocuğunuzu bu ecnebilerin eline böyle kayıtsız şartsız bırakmayın!' diye çok ikaz etmiş."
Ayşe Hanım, sadece eşyanın hakikati için değil, ciddi manada sinema kültürü ve estetiği için de fikir sancısı çeken bir değer... Sinemadaki hakikat arayışını irfanî sinema kavramıyla karşılardı yazılarında... Bazıları hâlâ millî sinema, beyaz sinema gibi şablon lakırdılarla gündem tutmaya çalışa dursun, o bu milletin değerlerine sahip çıkan içi dolu, sahici kavramlarla kurardı sinemasını. İrfan kavramını seçmesi bile samimiyetinin, ihlâsının göstergesidir. Ama bu kavram popüler olmadı tabii. Olmadı, ama ne gam! İlle de bir akım ismi bulmak değil onun meselesi. Onun meselesi, bu ülkenin sinemacısıyım, diye ortaya çıkan gençlere, bu ülkenin medeniyet hamurunu yoğuran irfan adamı olma duygusunu yaşatabilmekti.
Allah'ım! Bize hakkı hak olarak göster ve ona uymayı nasip eyle. Bâtılı da bâtıl olarak göster ve ondan da uzak durmamıza yardım eyle. İkisi arasında kalmayı ve nefsimize uymayı bizlere gösterme.