"Giderek artan varlık ve güç dengesizliği toplumsal cinsiyet ilişkilerinde kendini ataerkillik şeklinde gösterdi çünkü uzmanlaşma rollerinin birçoğu zenginliğin ve gücün yeni biçimlerine erkeklerin erişebilmesini sağlıyordu. Artan güç de seçkin erkeklere cinsiyet rollerinin kamusal tanımları üzerinde daha çok nüfuz veriyordu."
"Varlık ve beslenme düzeyleri de hiyerarşiye ilişkin bazı şeyler söyler. Çünkü seçkin gruplar, hemen her zaman yönettikleri insanlardan daha iyi beslenmiştir."
"Ancak saban tarımı yapan toplumlarda tarımsal etkinlikleri normalde erkekler yapıyordu. Tarımı erkeklerin “üstlenmesi”nin daha az eşitlikçi toplumsal cinsiyet ilişkilerinin ortaya çıkmasında önemli bir adım olduğu ileri sürülmüştür. Margaret Ehrenberg’e göre “Antropologlar günümüz toplumlarında belirgin olan [...] saban tarımı ile babasoyluluk ve toprak sahipliği arasındaki karşılıklı ilişkinin bir benzerinin, sabansız tarım ile kadınların yoğun katılımı ve bunun sonucu olan güçlü toplumsal konumları arasında da bulunduğunu göstermiştir.”¹⁵ Yine de bu teorinin bazı sorunlu yanları vardır. Örneğin saban kullanılan toplumlarda her ne kadar erkekler, tarım işlerinde daha çok zaman harcasalar da kadınların hem üretim hem üreme etkinliklerindeki temel rolü hep olduğu gibi kalmıştır. Bir diğer sorunlu yan da Amerika kıtalarındaki tarım toplumları gibi ikincil ürünler devriminin dönüştüremediği birçok toplulukta da çarpıcı bir şekilde ataerkil yapıların gelişmiş olmasıdır. Bu nedenle ataerkilliği herhangi bir teknolojinin ya da yaşam biçiminin ortaya çıkışıyla yakından ilişkilendirmemek gerekir."