Arkadaşımın tavsiyesi üzerine okuduğum bu kitap, Doğu Türkistan'da 2017'den sonra şiddetle artan Çin baskısının nasıl başladığını, sürecin ne şekilde ilerlediğini ve sıradan halkı nasıl etkilediğini anlatıyor. Otobiyografik anlatı da diyebileceğimiz romanın kahramanı yazarın kendisi, bir Uygur şairi. Yönetmenlik yaparak geçimini sağlayan iki kız babası şairimiz sanatla uğraştığı için hayata bakışı da romantik ve bu tip aydının etrafta dönen olaylara nasıl tepki verdiğini, bakışının nasıl değiştiğini izlemek çok ilginç gelecektir. Şimdi Doğu Türkistan'da zulüm var demek dile kolay, ama Çin bir devlet olarak kendi sınırları içerisinde istediğini yapabilir tabi. Bir politika gütmek zorunda. Burada mesela yürütülen politikaların nasıl gaddarca akla mantığa aykırı, adalete ters olmasındadır. Kitabı okurken göreceksiniz hiçbir şekilde siyasete karışmayıp kendi başına yaşamak pek de imkansıza dönüşmüş. Orada sizin dinci, milliyetçi görüşte olmanız, yurtdışı ile bağınızın olması, bazı kişilerle görüşüp bazı toplantılara karışmanız değil Çim hükümetini meşgul eden. Orada sizin sadece Uygur veya diğer Türk halkından olmanız bile devletin gözüne batıyor. Ne kadar sıkıştırsam da canından bezdirsem diye yapılan faaliyetler var ortada. Kronolojik şekilde ilerlemediği için kitaptan bunu iyice anlayacaksınız. Tabi adamın vize çıkartıp Avrupayı ailesi ile gezecek kadar varlığının olması, sonra Amerika'ya sıkıntısız ulaşmasını da dikkate almak gerekiyor. Yazar kurtulabilmiş ama kurtulamayanlar ne durumda. Bir de yazarın Amerikalı editörle çalışmasının da etkisi hissediliyor kitabı okurken.
Sonuç olarak Doğu Türkistan'da zulüm var diye slogan atmak kolay, bize düşen orayı tanımak insanları ile konuşmak (yazdıkları yoluyla da olsa), doğruca anlamak ve her zaman gündemde tutmak.