Yazmak, kaydetmek ve yazdıklarımız üzerine düşünmek önemli. Bilgi ve haber selinin tutsaklığından ancak kendi haber ve düşüncelerimizi yazmakla, paylaşmakla kurtulabiliriz. Özel olaylara ve düşüncelere ilişkin günceler, hatıra defterleri tutabilir, bant kayıtları yapabiliriz. Bu yalnız, olup bitenler üzerinde düşünme olanağını bize sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda, gelecek kuşaklara bizler tarafından hazırlanmış bir açıklama niteliği taşıyacaktır.
Bugün Cungaryadan ta Edil havzasına kadar tekmil Kazakların lehçesi tamamen birdir. Fakat uzun zamanlar umumî hanlara tâbi olmafan ve büyük siyasî hâdiselere karışmayıp, beynelmilel siyasî hayattan uzak kalıp aşiret entrikaları ve buna ilaveten "Kazaklık" ruhiyle yaşamış olmaları, bu Türklere tesirsiz kalmamıştır. Ekseriya siyasî ve fikrî hayatta da eski "Kazaklık" hâlâ bir fazilet addediliyor. Komşu medenî Türklerden fazla çekinmek vardır. Elbette bu, kazaklığın kusuru ve menfi tarafıdır; bununla beraber Kazaklar, eski bir medeniyetin kuvvetli tesirinde olmadıklarından, yeni asrî medeniyeti, asrî ilim metodunu ve fikir sistemlerini, komşu medrnî Türk kabilelerine nisbeten daha çabuk kavrayıp benimseyebiliyorlar.
... Nihayet, 26 Ağustos 1922'deki Büyük Meydan Muharebesi, İstiklâl Savaşı'nın kesin sonucunu tayin edip Türkiye'nin istiklâlini sağladı. Bu büyük başarının istiklâlini henüz kazanamamış bütün İslâm milletlerinin kurtuluşları ve İslâm Birliği'nin gerçekleşmesi için büyük bir ümid kaynağı olacağını düşünen Âkif, çok sevinçli idi. Fakat, millî ve modern bir devlet olarak yeniden kurulmak ihtiyacında olan Türkiye, siyasî ve karanlık mâceralar peşinde koşamazdı.