Fransız yazar Eric-Emmanuel Schmitt tarafından kaleme alınan, hayal gücü ile gerçeklik arasındaki ince çizgiyi sorgulayan etkileyici bir uzun öyküdür.
Çevirmeni Yaşar İlksavaş ve Doğan Kitap tarafından yayımlanan eser, yazarın "Görünmeyen Serisi" içinde yer alan önemli halkalardan biridir. Ocak 2025 basımı okuduğum kitap, vurucu cümleleri etkilendiğim, alıntıları ile dopdolu, kısa ama sarsıcı bu eser, özellikle "yaşama sanatı" ve "insanın kendi gerçeğini yaratma gücü" üzerine düşünmek isteyenler için olağanüstü hikayeye sahip, hakikatin acımasızlığı, hayallerin çılgınlığı arasında gidip geldiğimiz şiirsel bir roman.
"Hakikat, en çok hoşumuza giden yalanın ta kendisidir!"
İnsanlar neden hakikati kaldıramaz?
Birincisi, çünkü hakikat onları hayal kırıklığına uğratır.
İkincisi, çünkü hakikat genel çıkardan yoksundur.
Üçüncüsü, çünkü hakikatin asla doğru görünümü yoktur yalanların çoğu çok daha iyi hazırlanmıştır.
Dördüncüsü, çünkü hakikat yaralar.
Çin'in Yunhai kasabasındaki bir otelde tuvalet bekçiliği yapan yaşlı ve bilge Bayan Ming, otelde konaklayan Fransız bir iş adamına "tek çocuk" yasasının hüküm sürdüğü bir ülkede on çocuğu olduğunu iddia ederek onların hikayelerini anlatır. Ve kitap bu şekilde başlar.
Hikaye boyunca iş adamı (ve okur), Bayan Ming'in bu çocuklarının gerçekten var olup olmadığını yoksa sadece yalnızlığını dindirmek için uydurduğu birer masal mı olduğunu sorgular.
"Bir haksızlık ancak insan onu unutmayı başarabilirse silinir."
Kitap, Konfüçyüsçülük ilkeleriyle örülüdür ve "Gerçek nedir?", "İyi nedir?", "Erdemli olmak nedir?" "Mutluluk bir kurgu olabilir mi?" gibi soruları sade ama derin bir dille ele alıyor. Bu sorulara cevap bulma isteği ile sayfalar birbiri ardına sıralanıyor.
"Eğer değerli bir insanla karşılaşırsan, ona benzemeye