İki Dakika Nefret'in en korkunç yanı, insanın katılmak zorunda olması değil, katılmaktan kendini alamamasıydı.
Otuz saniye sonra en küçük bir zorlamaya gerek kalmıyordu. Tilin topluluk, elektrik akımına kapılmışçasına,
ürkünç bir kin ve nefretle azgınlaşıyor, öldürme, işkence yapma, yüzleri bir balyozla yamyassı etme isteğine kapılıyor, insanlar ellerinde olmadan yüzleri kaskatı kesilerek
çılgınlar gibi bağırıp çağırıyorlardı. Ama yine de, duyulan öfke, bir pürmüzün alevi gibi bir nesneden öbürüne
yöneltilebilen, soyut, kimseyi hedef almayan bir duyguydu. O yüzden, Winston'ın nefreti bazen Goldstein'a
değil, tam tersine Büyük Birader' e, Parti' ye ve Düşünce Polisi'ne yöneliyor; böyle anlarda gönlü, ekrandaki yalnız, aşağılanan sapkına, bu yalanlar dünyasında gerçeğ ve sağduyunun biricik koruyucusuna kayıyordu. Gel gör
ki, çok geçmeden, çevresindeki insanlarla bir oluyor,
Goldstein için söylenenlerin hepsinin doğru olduğunu
düşünüyordu. Böyle anlarda da, Büyük Birader' e duyduğu gizli nefret hayranlığa dönüşüyor, onu yüceltiyor, Asyalı sürülerin karşısına bir kaya gibi dikilen, yenilmez,
korkusuz bir koruyucu olarak görüyordu; Goldstein ise,
tüm yalnızlığı ve umarsızlığına, var olup olmadığı bile
kuşkulu olmasına karşın, salt sesinin gücüyle uygarlığı
ortadan kaldırabilecek, kötücül bir büyücü olup çıkıyordu gözünde..