"İyi bir insan, kendisine öğretilen sanatı tam olarak uygulandığında görevini yapmış olmaz mı? Gençliğinde babana saygı gösterirsen, ondan sevgi görürsün ve büyüdüğünde bilime hizmet edersen , oğlun bilimde daha ileri hedeflere ulaşır."
"Ey ilâhi sesler! Böyle gür ve tatlı bir şekilde, beni bu toz toprağın içinde niçin arıyorsunuz? Müminlerin bulunduğu yerde çınlasanız daha iyi! Ben ilâhi tebliği işitiyorum, ama benim imanım yok. Mucize, imanın en sevimli yavrusudur. Şimdi, bu tatlı müjdenin geldiği âlemlere gitmeye cesaret edemiyorum. Ama gençliğimden beri alışık olduğum bu ses, beni tekrar yaşamaya çağırıyor. Eskiden bu derin bayram mutluluğu içinde göklerin sevimli öpücüğü alnıma konardı. Çanların o dolgun sesi, sezgi dolu olarak çınlardı. O zaman bir dua etmek en yüksek bir zevk olurdu. Anlayamadığım bir özlem, beni orman ve çimenlerin arasına gitmeye yönlendirirdi ve bir gözyaşı seli içinde, benim için artık yeni ve huzurlu bir dünyanın doğduğunu görürdüm. Bu ilâhi, gençlere neşeli oyunları ve ilkbahar bayramının mutluluğunu müjdelerdi.
İşte beni, bu son ve ciddi adımları atmaktan, çocukluk duygularımla bu hatıralarım alıkoydu.
Ey aziz ilâhiler, yine çınlamaya devam edin!
Gözyaşlarım coşuyor. Ben yine dünyanın oldum."
"İnsanların dünyanın her yerinde dert çektiklerini ve ancak sınırlı sayıda insanın mutlu olduğunu kendim yaşayarak değil de binlerce kitap okuyarak mı öğreneceğim?"