Ekmeğin son parçasını da yediklerini, ertesi güne hiç ekmekleri kalmadığını, gömlek ve pantolonu adama verdiğini hatırlayınca içi sıkılıyor, oysa adamın gülümsemesi gözünün önüne gelince yüreği şenleniyor.
“Söylüyorum ya sana: Gidiyordum, bir baktım, çan kulesinin önünde oturuyor, çırılçıplak, soğuktan donmuş. Yaz günü değil malum, öyle çıplak oturacak... Herhalde Tanrı çıkardı beni karşısına, yoksa mahvolurdu. Ne yapsaydım? Dünyanın bin türlü hali var! Aldım, giydirdim, buraya getirdim. Kalbini dindir, Matryona, günahtır. Ölüp gideceğiz.”