Seni bir yere bağlayanlar, illaki bileklerine dolanan zincirler olmak zorunda değildi. İçine ilmek ilmek işledikleri korkuyu öylece geride bırakamazsın. Yatağının altında canavarlar olduğunu söyleyerek seni büyütürlerse, yetişkinken ve artık canavarlara inanmıyorken dahi korkardın.
“Bana okyanus derdin hep… Okyanusun içinde küçücük bir balık olarak görürdün kendini… Hafızası olan su, hiçbir şeyi unutmazken; hafızası birkaç saniye olan balık okyanus ona ne yaparsa yapsın unutur tekrar ona sığınırdı senin dünyanda. Yanlış…
Ben okyanus değil, değdiği herkesi hasta eden kirli bir suyum. Hafızam güçlü ama sadece hastalıklı fikirleri içinde tutmayı becerebilen, hissettiği en ufak güzel hissin buharlaşıp havaya karıştığı… Kirli bir su. Sen o kirli suda inatla yaşamaya çalışsan, o kirli suya tutunan bir yosundun. Ben, senin inatçı aşkını da zehirledim ve seni kendi ellerimle köklerini koparmaya ve kaçmaya zorladım…
Okyanusun bir damla suyuna muhtaçım demiştin ya bir keresinde… Okyanus bir damla kaldı sevgilim. O bir damla, beni terk ettiğin gecenin sabahında, tek güzel hayalimi fırlatıp attığın suyun üstünde öylece beklerken, yanaklarımdan süzülüp, göğüs kafesime damladı.”