Çağdaş İngiliz edebiyatının yazarlarından biri olan Ian McEwan’ın son kitabı Dersler, insan doğasının karmaşıklığını tüm çarpıcı yönleriyle birlikte ele alan olağanüstü bir eser.
Kitap hiç tanımadığımız ve bilmediğimiz Roland Baines’i odağına alıp o ve onun merkezinde gelişen olayları konu ediniyor. Geçmişten günümüze akan bir süreç halinde anlatılmayan bu olayları, birbiri arasında mekik dokuyan bir atmosferde okuyoruz. Bir insan hayatının en doğal şekli ile anlatıldığını düşünün; tıpkı bir ‘’insan’’ gibi karmakarışık bir eser Dersler.
Bu karışıklık yoğun bir anlatıma ev sahipliği yapsa da kendi hayatımıza bütünü ile dönüp bakamadığımız ama başkasının yaşamının sırlarına kadar gidebildiğimiz açık bir kapı bırakıyor. Doğrusu modern bir roman olsa da bu yönü fantastik bir tat verdi resmen bana. Hayatımızı bütünüyle görme imkânımız olsaydı, neleri değiştirirdik? İşte Roland’ın çabasız eylemsizlik içinde ve her daim umutlu bakışlarla dolu hayatını okurken insan bir yandan da kendi yaşamına dönüp bakma olanağı bulunuyor. Ne açıdan bakabilirsek tabii? İnsan kendisini nasıl yargılar, sunulan bu fırsatı değerlendirebilir mi?
Roland’ı okurken hayatımın bazı noktalarına doğru tuhaf yolculuklara çıktım ve bundan sonra yaşayacağım belirsizliklerde, durumlarda çaba mı göstereceğim yoksa Roland gibi yalnızca önüme çizilen yol haritasında bazen yürüyüp bazen de koşacak mıyım diye düşündüm sürekli. Çabalamak ve ertelememek evet zor, hatta çok zor eylemler bana kalırsa, fakat bu zorluğu kabullenmek de ilk adımdır bence. Mücadele etmeyi seçiyorum o halde. Adı gibi bana bir ders değil, birçok ders verdi bu muhteşem eser.
Roland’ın bencil babası ve güçsüz annesi ile çıkmazlarla dolu aile hayatı, tuhaf alışkanlıklarıyla yatılı okuldaki piyano öğretmeniyle yaşadıkları, parlayıp