Yaratan yarattığını lanetlemedi.
Hayır. Lanetlenmiş değillerdi.
Ve Alemlerin Rabbi.
Yaratan, sonra yarattığının eylemi karşısında şaşıran, gazaplanan, vuran ve vurduğunu dünyaya başıboş savuran bir Rab değildi.
O Âlemlerin Rabbiydi. Ne olduğunu elbet bilirdi. Yarattığı
hiçbir şey beyhude değildi.
Dünya böyle yaratılmışken, yazısı böyle yazılmışken,
Âdem yasak meyveden nasıl yemesindi?
Dünyaya nasıl düşmesindi?
Nasıl gelmesindi?
Geldi.
Dünya, işte oradaydı. Vardı. Yaratılmıştı. Dayanıp döşenmiş
Hazırlıkları tamamdı.
Konuğunu bekliyordu sadece.
Âdem, gelmeyip de ne yapacaktı?
O dünyaya uygundu dünya ona hazırdı.
Onunla tamamlandı dünya, Âdemsiz eksik kalırdı.
Alexis Carrel şöyle demektedir:
"Dua etmek,sevgi beslemek ve tapmak tıpkı yemek yemek gibi insan fıtratının derinlerinden doğan en temel ihtiyaçlardandır.Tapmak,aşık olmak ve dua etmek,ruhu sürekli evrilen bir hareket içinde yerden evrenin o gizemli manevi ocağına doğru çeker.Nihayet dua,ruhun aklın karanlık gecesinden aşkın yüce ebediyetine doğru uçuşunu sağlar