Kimse yaşamadan bilemezdi elbet, nereye, neden giderse gitsin, tüm yolculukların insanı çocukluğuna götürdüğünü. Geçmişini bir mühür gibi gözlerinde ve adımlarında taşıdığını insanın.
"Bundan yıllar önce, çok yıllar önce içimde bir yer, çok derinimde bir yer çıt etmiş, o gün bu gün bir türlü onaramadım orayı. Onaramadılar. Dipte, çok dipte bir yerde büyük bir öfkeyi, sonsuz bir nefreti barındırıyorum. O kadar dipte ki sanki artık benim değilmiş gibi geliyor bana. Ve bu yüzden de söküp atması bir o kadar imkansız. İnsan bunca yoğun ve yüklü, bir nefreti, bir umutsuzluğu, bir mutsuzluğu taşırken kimseyi sevemez, gerçekten sevemez. Sevmeyi becermek için biraz mutlu olmak gerekiyor. "
Ama ben ona hiçbir şey yapmasam bile, benim varlığımda onu tehdit eden, ona kendi suçluluğunu anımsatan çok güçlü bir şey vardı. ... Bana baktıkça korkaklığını görüyordu. Ona yaşayamadığı şeylerin varlığını sezdiriyordum.