. Biraz ilerideki ağacın yanındaki gölgeyi görünce gözlerimi irice açtım. “Ku-Kuzey,” diye korkuyla fısıldadım. Kuzey,
beni bir an önce arabaya yetiştirmenin derdindeydi.
Gün aydınlanmak üzereydi. Bu sayede öcünün elindeki
silahın Kuzey in sırtım hedef aldığım gördüm. Kuzey! diye
bağırdım ama Kuzey, arkasındaki tehlikeden habersiz, durup
yüzüme bakmakla yetindi.
“O...” diyerek başımı çevirince, buna zamanımın olmadığını anladım. Ve ben, yani kendine sürekli bencil olduğunu
hatırlatan Yankı Sarmaşık, Kuzey in kucağından yere atladım.
Ona sımsıkı sarılarak sırtını arabaya doğru çevirdiğimde kendimi hedef haline getirmiştim. Tam o esnada havada yankılanan
bir silah sesi... Kurşun bedenimdeydi.
Aklına bir şey gelmiş gibi durup bana bakarak güldü. “Altuğ’un garipliği sen ameliyattayken başladı. Attığın çığlıkları
duyduğunda kapının önünde sinir krizi geçirdiği için olabilir”
Bir seferinde Ilgaz, yalvar yakar küçük bir saksı begonyayı koğuşa aldırmaya başarmıştı ama tüm çabalarına rağmen onu yaşatamamıştı, solmuştu çiçekleri. Oysaki koğuşa geldiğinde ne kadar canlı ve güzeldi... Lakin bir ay içinde boynunu bükmüş, tam yapraklarını usul usul dökmüştü.
O gün ağlamıştı Ilgaz. "Ölüyor Yankı, buraya giren her şey bizim gibi ölüyor! " O gün Ilgaz'ı ağlattığı için bir kez daha çiçeklerden nefret etmiştim ama haklıydı, burası içine aldığı her şeyi öldürüyordu.