Bilindiği gibi 1789 yılında Fransa'da adına "büyük burjuva devrimi" denen ihtilal olmuş ve bu ihtilalin hemen arkasında 1. Fransız Cumhuriyeti kurulmuştu. Bu yeni cumhuriyetin yeni teşekkül edilen meclisinde de halkı yönetmek üzere gelen üyeler veya temsilciler daha ilk günlerden itibaren, aralarındaki esaslı siyasal, ekonomik ve kültürel farklılığı yansıtacak bir bölünmeye uygun bir biçimde yerlerini aldılar. Buna göre meclis kürsüsünün sağında aristokrat ve ruhban sınıflarının temsilcileri otururken, kürsüye göre sol sıralarda da burjuvazinin temsilcileri yer aldı. Burjuvazi, Fransız ihtilalini yapan, ihtilalin düşünce temellerini hazırlayan ve eski feodal yapıya karşı değişikliği, yeniliği, ruhban ve aristokrat sınıflara karşı eşitliği savunan yeni bir sınıftı. Sağda oturan aristokrat ve ruhban sınıfların temsilcileri ise gerçekleşen ihtilal ile eski çıkarlarını adeta tümüyle kaybetmiş tutucu kimselerdi. Dolayısıyla eşitlik düşüncesine karşı düşman bir tavırları vardı. Yeniliği, değişimi ve ihtilalin sloganlaştırdığı temel felsefeleri karşılarına almak zorundaydı. Bu temel çelişki ve farklılık meclis sıralarında da kendini bütün çıplaklığı ile ortaya koymuştu. Bu sıralamaya göre feodal yapıyı, eski ayrıcalıklı kurumları savunan aristokratlar ve ruhban sınıfı "sağcı" devrim felsefesini eşitlik düşüncesini ve temel değişimi savunan burjuva sınıfı da "solcu" oluyordu. İşte bu temel çelişkiye uygun olarak mecliste görülen sağ ve sol sıralama, siyasal literatüre de böyle yansıdı ve geçti.
Güneş her gün doğudan doğar. Doğru ama hiçbir bilim veya fizik yarın güneşini mutlaka doğacağını söylemez. bu tez Eş'ari kelamı ve gazali'den sonra Hume'den Heinzberg'e kadar birçok bilim adamı tarafından savunulmuştur.