Sokağa çıksanız kaldırımlarda bekleyen "Müslüman" fahişeler ve çevrelerinde dolaşan "Müslüman" zinakarlar görürsünüz. Hapishanelere gitseniz "Müslüman" hırsızlar, "Müslüman" soyguncular, "Müslüman" pezevenklerle karşılaşırsınız. Mahkeme salonlarını ve devlet dairelerini gezseniz, rüşvete, sahtekarlığa, yalancılığa, dolandırıcılığa ve diğer suçlara müptela olmuş "Müslüman"lar görürsünüz. Toplumun içine girseniz "Müslüman" ayyaşlar, "Müslüman" kumarbazlar, "Müslüman" dansözler, şarkıcılar ve çalgıcılar bulursunuz
"Müslüman" kelimesi ne kadar alçaltılmış ve ne tür vasıflarla birleştirilmiş !!... İslamiyet dünyadan bütün ahlaksızlıkları söküp atmak için çıkmış bir hareketin ismiydi. Bu hareket "Müslüman" adı altında üstün ahlakı savunan ve ahlak reformu sancağını taşıyan güzide kişileri bir cemaat içinde bir araya getirdi. Zinayı yok etmek için yola koyulmuş kimseler arasında zâni çıkmasın, ayyaşlığı durdurmaya karar verenler arasında sarhoş barınmasın diye bu cemaat içinde recmetme, derisini parçayalayacak şekilde kırbaçlama gibi cezalar uygulanmıştır.
Mücadelesine böyle kesin prensipler ve sert disiplinle başlayan, cemaatine üstün vasıflı kişileri seçen İslam için fahişelerin, pezevenklerin, hırsızların, zinakarların "Müslüman" olarak adlandırılmalarından daha rezil başka ne olabilir? Bu kadar zillet ve rezaletten sonra İslamiyet ve Müslümanlar hâlâ başların önlerinde sevgiyle eğileceği ve kalplerin kendilerini arayacağı kadar bir öneme sahip olabilir mi ?
Şan ve şerefi hiçe sayılan, her çarşıda, her sokakta ve her köşede şahsiyetine küfredilen birisi için herhangi birinin saygıyla ayağa kalktığını hiç gördünüz mü?
Allah'ı ve ölümden sonraki hayati bir kenara ittikten sonra tabiî olarak ahlâk, kendi kaidelerini materyalist değerlerden almak zorunda kalmış ve bulabileceği tek kaynak da yaşanılan tecrübe olmuştur. Bu hususta Co kimse onu arzu edebilir; fakat, dinin verdiği değerleri yeniden sağlam temeller üzerine oturtma veya kutsal elçiler tarafından sunulan ahlâk prensiplerini insan hayatında yaşatma imkânı yoktur.
"Sekülerizm" yani dünyevileştirmek, dini ve uhrevi olanı dünyanın şartlarına mal etmek, din ve ahiret anlayışını yıkmak. Bir başka ve daha özgü tanımı "dinin dışarı çıkarılması"dır. Sekülerlik dini sadece yönetimden, kamudan değil bireysel ve toplumsal hayatın tamamından, zihinden eğitimden vs. Her yerden dışarı çıkarmayı hedefler
Zira deneysel olarak şunu biliyoruz: insan hareket halinde olmaktan, eylemde bulunmaktan alıkonamaz. Hele hareket sadece arazda değil, cevherde sürüp gidiyorsa, bu durumda kıyamete kadar insanlara mesaj götürmek üzere gelen bir din, nasıl statik olmayı, muhafazakar olmayı kabul edebilir?