Geçmeyecek lekeler gibi kalmıştık hayatında. Sanki önceleri çıkabilecek umuduyla çitilediği fakat sonra çıkmayacağından emin olunca vazgeçtiği lekelerdik.
Kitap bir köpeğin başından geçenleri anlatıyor. Bu tarz kitaplar okumak elbette çevreye doğaya karşı daha duyarlı olmamızı sağlıyor. Ancak konu sadece bu değil, kitap adeta Diyarbakır’ın o dönemki tarihsel,politik havasını da veriyor. Bu açıdan kanaatimce özgün bir eser. Akıcılığı ve kullanılan anlatım tekniği ile sizi kendisine bağlıyor. Bir hikaye örgüsü içerisinde merakla kafanızdaki sorulara cevap arıyorsunuz. Ve sonunda hepsi cevaplanmıyor bile. İhtimaller sizi kitap bittikten sonra dahi düşündürüyor. Kemal Varol’un Diyarbakırlı olması yaşadığı izlenimleri de kitabına yansıttığını hissettiriyor.
Cüssesi ile selam veren kitap. Selamı aldık. Sadece almakla yetinmedik. Karşılık verdik. Devamında hal hatır sormalar iyice muhabbete dalmalar. Evet kitaptan bahsediyorum. Okudukça heyecanla bir sonraki bölümü beklediğiniz durup düşündüğünüz, sonlara doğru keşke devam etse dediğiniz bir kitap. Üzerine epey titremiş bu eserin belliki Dosto. Çünkü felsefe,din,hukuk birçok konuyu farklı karakterlerle etraflıca işlemiş. Tabi araya okuyucunun dikkatini diri tutacak bir cinayet öyküsü de yerleştirince Dosto
, siz de çözmek için tüm ihtimalleri sıralıyorsunuz içinizde. Keşke bu kitaptaki karakterler gibi etraflıca düşünsek meseleleri veya tartışabilsek. Bir hukukçu olarak iddia ve savunma makamının beyanları beni en çok heyecanlandıran kısımdı diyebilirim. Daha fazla spoiler vermemek adına yorumumu burda noktalıyorum. Bu cüsseli kitap hukukçuları korkutmaz. Kiremitvari kitaplar tramvayda bize yastık olurdu naber