Türk devleti birinci dünya savaşı sonrası egemen güçler tarafından kurulmuştur. Ve hedefleri çok nettir. Varlıklarının önündeki ana tehdidin Kürdistan olduğunu bilirler. Çünkü bu TC projesi esas itibarı ile Osmanlı bakiyesinden bir ülke yaratma projesidir. Bu hala bir projedir. Gerçekleşmiş değildir. Bu devletin arkasındaki esas güç bu coğrafyaya sonradan gelen allokton güçlerdir. Eğer bu coğrafyada allokton güçler o coğrafyayı kendilerine ülke ve o coğrafyada yaşayanları kendi hegemonyalarında bir millet olarak dönüştürmek istiyorsa bunun önündeki temel engelin o coğrafyanın otokton halkları olduğunu bilir.
Otokton halkları tasfiye etmeden bir allokton ulus yaratamaz. Ve o otokton halkların yurdunu kendi allokton yurduna dönüştüremez. Bu anlamda bir mühendislik projesidir TC projesi. Coğrafyanın diğer otokton halkları tasfiye edilmiştir. Ermeniler 1915 jenosidiyle, Rumlar tehcir- mübadele yasalarıyla, Süryani ve Keldaniler gene jenosidle tasfiye edilmiştir. Geriye bu projenin gerçekleşmesinin önünde kalan tek engel Kürdistan ve Kürd halkının ulus ülke gerçekliğidir. Hassasiyetleri, mühendislikleri bu nedenledir. Çünkü sonuçta Engels’in sözüdür “organları ihtiyaçlar yaratır” diye. İhtiyaç nedir? Bu coğrafyada Osmanlı bakiyesinden ulus ülke yaratmaktır. Önündeki engel nedir? Kürdistan. Organlar bunun için vardır. Onun için ben diyorum ki Türk devleti jenosid yapmaya mahkumdur. Bu projeyi gerçekleştirme çabasından vazgeçmediği müddetçe bu devlet jenosidçi olacak. Ne zaman jenosidçilikten vazgeçer? Bu coğrafyada farklı ulus gerçekliğini görür kabul eder, o zaman jenosidçiliğinden vazgeçer. Kürdistan’ı kastediyorum, esas itibarı ile bir komşuluk ilişkisi paradigmasına gelir, o zaman jenosidçi olmaktan vazgeçer. Vazgeçmediği müddetçe Türk devleti ne kadar iyi niyetli olursa