Kişinin kendini yargılaması başkasının yargılamasından çok daha zordur. Eğer kendini doğru bir biçimde yargılamayı başarırsan gerçek bir bilgesin demektir
herkes bu BDP’nin egemen Türkiyeci söylemine itiraz eder.Ve bütün BDP, PKK kitlesini Kürdistanî hareketin dışında görmeye başlar ki bu çok yanlıştır. BDP-PKK ve İmralı söyleminin Türkiyeli ve Türkiyeci olduğu doğrudur. Bunu kendileri söylüyorlar ben onlara iftira ediyor değilim. İşte “bu Türkiye’nin iç meselesidir. Başka dışarıdan hiç kimse karışmasın biz kendi aramızda çözelim” diyen en son Gülten Kışanak hanımdır. Ankara parlamentosuna gitmemelerinin nedenini açıklarken “biz gene çözüm yeri olarak o parlamentoyu görüyoruz ama Hatip Dicle vekil olmadı, 5 KCK tutuklusu da serbest bırakılmadı, bu sorunlar çözülürse biz parlamentoya geliriz, çünkü orası çözüm yeridir” dedi. Şimdi bunlar doğrudur. Ama gözden kaçırılan bir şey var. PKK de DTK da, BDP de bütün bu Türkiyeli söylemlerine rağmen Kürdistan’ın dinamikleri üzerinde hareket eden partilerdir. Ve bu dinamiklerle bu söylem arasında çelişki vardır. Bu çelişki öyle çözülebilir bir çelişki değildir. PKK ve BDP yöneticilerinin iradi müdahale ile de çözebilecekleri bir çelişki değildir. Fuad Onen
Kürdistan hareketi seçimleri meşruiyet anlamında tartışmıştır. Teorik olarak tartışmaları benim siyaset yaptığım dönemlere, 1974’lere kadar gider. Hatta Rızgari de bir sayısını buna ayırmıştı, 1977 sanırım “antisömürgeci ulusal mücadelenin seçim stratejisi.” başlıklı bir sayı çıkarılmıştı. Ve Kürd ulusal hareketinde çok ciddi boykotçu bir damar var idi son yıllara kadar. Bu seçimleri Kürdistan’da meşru görmeyen, ki bu devleti meşru görmemekle ilgilidir. TC’yi Kürdistan’da meşru görüyorsan seçimler de meşrudur ama TC’nin varlığını gayri meşru, işgalci ve jenosidçi görüyorsan bunu meşru kılmak yerine bunun üzerine oturduğu mekanizmaları işlemez hale getirmek senin yurtsever olarak asli görevindir. Fuad Onen