- Benim sana son öğüdüm şu: Battın mı debelenme dedim, dinlemedin. Bari şu siyaset katakullisine karışmadan çabala. Senin deden diplomat değil, deveciydi. Sen de bu deveyi gütmeğe bak...
- Gütmem baba. Ben aklıma kelepçe vurdurmam. Güdülmeğe de niyetim yok.
«İyi düşün» diye başladı yine, «delifişekliğin faydası yok. Her yerde senin arşınına göre bez vermezler ... »
«Biz hep böyle dersek, Amerikalı işte böyle gelir, bizim Frenkli düzünü kendi arşınına göre bez yapar!»
<<Peki, ne yapabilirsin buna karşı?»
«Her devrimci gibi, her yurtsever gibi ben de doğruyu söylerim, savunurum.»
«Ateş olsan, cürmün kadar yer yakarsın, kendini yakarsın ... »
«(Ben yanmasan, sen yanmasan, biz yanmasak, nasıl...)»
«Nasıl nasıl?» dedi babam."Sövüyor musun?»
«Hayır, elham okuyorum!»
«Pek benzemiyordu elhama.»
«Kurtuluş elhamı bu.»
«Anlıyamadım.»
«Anlamı şu ki, karanlıkları aydınlığa çıkarmak için Kerem gibi yanmak gerek diyor.»
«Kim diyor?»
«Bursa Cezaevi'nde yatan bir koca ozan.>> «Ozandır, söyler .. »
«Yalnız söylemez. Kendisi yanar da, dört yanını ısıtır da ... »
«Düşündükleri belli, baba.
Herifler buraya üç deniz aşırı yerden kara gözlerimiz için gelmiyorlar ya. Bu Amerikalı Hacı Osman gibi tefecinin domuzu. Sömürmek için açıyor kesenin ağzını Ankara'ya. Niyeti sırtımıza basıp atlamak. Bizi ana parayı da geçecek faizlere boğmak. Ha parasiyle girmiş memlekete, ha silâhiyle. Çıkarmak zor olur sonra ... «
«Hala kötü mü ettim diyor yahu! Ne uğraşırsın ölülerle be çocuk? Kadı körse, ona kör diyecek senden başka geveze kalmadı mı? İnönü'ye söveceksen, benim Ali Rıza Beye söğdüğüm gibi tenha yerleri kollamak yok mu? .. »