«Artık Krallar, Sultanlar karşısında bel bükmeyi unuttuk,» dedim. «Sen gel de zeybek oynarken nasıl bel büküyoruz, ona bak,» dedim. « Yooo, sayın Profesör» dedim, «hem babamın emekli aylığı kadar gündelik al, hem Ankara Palas'ta safa sür, hem de kalkıp bize kara sür, işte bu olmaz!»
- Hayır, onlar ekmeği makineyle yoğururmuş.
-İşte bu gavur işi! Hamur dediğin, yumruk ister aslanım, topuk ister. Yağuranın burnundan hamura şırıp şırıp ter damlamadı mı, o ekmek kabarmaz. Bereketi de olmaz. Doyurmaz. Adam kısmı doymayınca da aha böyle İsviçre gıralı gibi saldıracak yer arar. Demek ki, ekmeksiz siyaset olmaz. Sen yaz bu dediğimi...
İkide bir kulak veriyordum yağmura
Gorki'nin ANA'sından kaldırıp kaldırıp başımı...
Bayağ hoşuma da gitmişti ilkin,
İri iri damlalar
Elli mumluk elektriğinde bahçenin
Vurdukça betonların üstüne üstüne,
lşıltılı bir koşuşmadır gidiyordu...
Yine de bir eksiği vardı, ama ne?..
Kokusu yoktu, kokusu!
Toprağı yoktu,
Yaprağı yoktu,
Bi işe yaradığı yoktu!
Mübarek, yarı karanlık bir hapisane avlusuna yağan
Tam bir yarı-aydın yağmuruydu.